Todas las cosas creadas en los cielos y en la Tierra declaran la trascendencia y la pureza de Al-lah de todo atributo de imperfección que no es propio de Él. La soberanía le pertenece solo a Él y no hay otro soberano fuera de Él. La alabanza devocional se debe solo a Él. Él tiene poder sobre todas las cosas. Nada está fuera de Su capacidad.
"Bertasbih kepada Allah apa yang di langit dan apa yang ada di bumi; hanya Allah-lah yang mempunyai semua kerajaan dan semua pujian-pujian; dan Dia Mahakuasa atas segala sesuatu. Dia-lah yang menciptakan kamu, maka di antara kamu ada yang kafir dan di antaramu ada yang beriman. Dan Allah Maha Melihat apa yang kamu kerjakan. Dia menciptakan langit dan bumi dengan (tujuan) yang benar, Dia membentuk rupamu dan dibaguskanNya rupamu itu, dan hanya kepadaNya-lah kembali(mu). Dia menge-tahui apa yang ada di langit dan apa yang ada di bumi, dan me-ngetahui apa yang kamu rahasiakan dan apa yang kamu nyatakan. Dan Allah Maha Mengetahui segala isi hati." (At-Taghabun: 1-4).
Makkiyah
"Dengan Menyebut Nama Allah Yang Maha Pengasih Lagi Maha Penyayang."
(1) Ayat-ayat mulia ini mencakup jumlah besar sifat-sifat agung Allah Yang Maha Pencipta. Allah سبحانه وتعالى menyebutkan kesem-purnaan ketuhananNya, luasnya kekayaanNya, semua makhluk memerlukanNya, semua makhluk yang ada di langit dan di bumi bertasbih memuji Rabbnya, seluruh kerajaan hanya milik Allah سبحانه وتعالى, tidak ada satu makhluk pun yang terlepas dari kekuasaanNya, segala puji hanya milik Allah سبحانه وتعالى semata. Pujian atas sifat-sifat ke-sempurnaan yang Dia miliki. Pujian atas segala sesuatu yang Dia ciptakan. Pujian atas hukum-hukum yang disyariatkan dan nikmat-nikmat yang dikaruniakan. KekuasaanNya menyeluruh, yang tidak satu makhluk pun terlepas darinya. Tidak ada sesuatu pun yang menghalangi kehendakNya.
(2) Allah سبحانه وتعالى menyebutkan bahwa Dia menciptakan manu-sia. Di antara mereka ada yang dijadikan sebagai orang Mukmin dan kafir. Keimanan dan kekafiran mereka seluruhnya berdasar-kan Qadha` dan Qadar Allah سبحانه وتعالى. Dia-lah yang menghendaki hal itu dari mereka dengan memberikan kemampuan dan kemauan yang memungkinkan mereka melakukan apa pun yang mereka kehendaki, berupa perintah dan larangan. ﴾ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرٌ ﴿ "Dan Allah Maha Melihat apa yang kamu kerjakan."
(3) Setelah menyebutkan penciptaan manusia yang diperin-tah dan dilarang, selanjutnya Allah سبحانه وتعالى menyebutkan makhluk-makhluk lain seraya berfirman, ﴾ خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ ﴿ "Dia menciptakan langit dan bumi," maksudnya, menciptakan bentuk keduanya serta seluruh yang terdapat pada keduanya secara baik, ﴾ بِٱلۡحَقِّ ﴿ "dengan (tujuan) yang benar," maksudnya, dengan hikmah dan tujuan yang dimaksudkan oleh Allah سبحانه وتعالى. ﴾ وَصَوَّرَكُمۡ فَأَحۡسَنَ صُوَرَكُمۡۖ ﴿ "Dia membentuk rupa-mu dan dibaguskannya rupamu itu," dan ini semakna dengan Firman Allah سبحانه وتعالى,
﴾ لَقَدۡ خَلَقۡنَا ٱلۡإِنسَٰنَ فِيٓ أَحۡسَنِ تَقۡوِيمٖ 4 ﴿
"Sungguh Kami telah menciptakan manusia dalam bentuk yang sebaik-baiknya." (At-Tin: 4).
Manusia adalah makhluk dengan bentuk yang paling baik dan pemandangan yang paling indah. ﴾ وَإِلَيۡهِ ٱلۡمَصِيرُ ﴿ "Dan hanya ke-padaNya-lah kembali(mu)." Maksudnya, tempat kembali pada Hari Kiamat. Allah سبحانه وتعالى akan memberi balasan atas keimanan dan keku-furan kalian dan meminta pertanggungjawaban atas nikmat yang diberikan pada kalian, apakah kalian mensyukurinya atau tidak?
(4) Kemudian Allah سبحانه وتعالى menyebutkan ilmuNya yang luas seraya berfirman, ﴾ يَعۡلَمُ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ ﴿ "Dia mengetahui apa yang ada di langit dan apa yang ada di bumi," maksudnya, mengetahui segala yang rahasia dan yang nyata, yang ghaib dan yang nampak, ﴾ وَيَعۡلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعۡلِنُونَۚ وَٱللَّهُ عَلِيمُۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ ﴿ "dan mengetahui apa yang kamu rahasia-kan dan apa yang kamu nyatakan. Dan Allah Maha Mengetahui segala isi hati." Maksudnya, mengetahui segala rahasia baik, rahasia buruk, niat yang baik dan niat yang buruk yang ada di dalam hati, karena Allah سبحانه وتعالى Maha Mengetahui isi hati, maka sebagai orang yang ber-akal dan memiliki mata hati harus berusaha keras dan bersungguh-sungguh menjaga sisi batinnya dari berbagai akhlak tercela dan hendaknya berakhlak yang baik.
Nagpapawalang-kaugnayan kay Allāh at nagpapabanal sa Kanya sa bawat anumang hindi nababagay sa Kanya na mga katangian ng kakulangan ang bawat anumang nasa mga langit at anumang nasa lupa na mga nilikha. Sa Kanya lamang ang paghahari kaya walang haring iba pa sa Kanya at ukol sa Kanya ang pagbubunying maganda. Siya sa bawat bagay ay May-kakayahan: walang nakapagpapawalang-kakayahan sa Kanya na anuman.
Toutes les créatures se trouvant dans les Cieux et sur la Terre purifient et sanctifient Allah de ce qui ne Lui sied pas. Il est le Souverain qui détient seul la Souveraineté, personne d’autre que Lui ne la détient. Il Lui revient de droit d’être bien mentionné et Il a pouvoir sur toute chose, rien ne Lui est impossible.
This means that the universe is singing the praises of God; that the reality which is revealed in the Quran, is testified to by the entire universe. In its silent language, it confirms this to the extent of singing praises. Notwithstanding this two-fold declaration those who do not become believers, shall have to wait for the third announcement, when people will be gathered before God, so that they may hear the decision about themselves directly from the Lord of Universe.
Tutte le creature che sono nei Cieli e in Terra glorificano Allāh e lo elevano al di sopra delle imperfezioni che non Gli si addicono. Lui solo detiene il Regno, non vi è Sovrano all'infuori di Lui; a Lui spetta la massima Gloria, ed Egli è L'Onnipotente, nulla può ostacolarLo.
1- Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ı tesbih eder. Hükümranlık yalnız O’nundur. Hamd O’na mahsustur. O, her şeye kâdirdir.
2- Sizi yaratan O’dur. Buna rağmen içinizden kâfir olanlar da var, mü’min olanlar da. Allah yaptıklarınızı çok iyi görendir.
3- O, gökleri ve yeri hak (bir amaç) ile yaratmıştır. Size suret vermiş ve suretlerinizi de güzel kılmıştır. Dönüş yalnız O’nadır.
4- O, göklerde ve yerde olan her şeyi bilir. Sizin gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri de bilir. Allah, kalplerde olanı çok iyi bilendir.
(Medine’de inmiştir. 18 âyettir)
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.
1. Bu âyet-i kerimeler, yüce yaratıcının pek azametli birçok sıfatını ihtiva etmektedir. Yüce Allah ulûhiyetinin kemâlini, zenginliğinin genişliğini, buna karşılık bütün yaratıkların O’na muhtaç oluşunu, göklerde ve yerde bulunan herkesin ve her şeyin Rabbini hamd ile tesbih ettiğini, hükümranlığın tümü ile yalnız O’nun olduğunu, hiçbir yaratılmışın O’nun hükümranlığının kapsamı dışında bulunmadığını zikretmektedir.
Hamd de bütünü ile O’nadır, yalnız O’nundur. Kemâl sıfatlarına sahip olduğu için hamd O’nadır; yaratmış olduğu bunca varlıklar dolayısıyla hamd O’nadır; şeraiti, indirdiği hükümleri ve ihsan etmiş olduğu nimetleri dolayısı ile de hamd O’nadır.
O’nun kudreti her şeyi kapsar. Hiçbir varlık O’nun kudreti dışına çıkamaz. O’nun dilediği hiçbir şey O’na karşı koyamaz.
2. Yüce Allah, kulları yaratmış olduğunu ve onlardan kimini mü’min, kimini kâfir kıldığını da zikretmektedir. Onların imanları da küfürleri de tamamıyla Allah’ın kaza ve kaderi dahilindedir. Zira onlara yerine getirmek istedikleri emir ve yasakları gerçekleştirebilecekleri kudret ve irade vermek sureti ile onların bu şekilde iradelerini kullanmalarını dileyen O’dur. “Allah yaptıklarınızı çok iyi görendir.”
3. Yüce Allah kendisine birtakım emir ve yasaklar verilmiş olan insanın yaratılışını söz konusu ettikten sonra diğer yaratıkların da yaratıcısının kendisi olduğunu belirterek şöyle buyurmaktadır:“O, gökleri ve yeri hak (bir amaç) ile yaratmıştır.” Yani bunların kendilerini de her ikisinde bulunanları da en güzel şekilde yaratan O’dur.
O’nun bu yaratması “hak (bir amaç) ile”dir. Yani hikmet ile ve Yüce Allah’ın gözetmiş olduğu belli bir gaye ve maksada göer yaratılmışlardır.
"Size suret vermiş ve suretlerinizi de güzel kılmıştır” buyruğu Yüce Allah’ın:“Andolsun Biz insanı gerçekten en güzel kıvamda/ölçüde yarattık”(et-Tîn, 95/4) buyruğuna benzemektedir. İnsan suret itibari ile bütün yaratıkların en güzeli, görünüşü de en üstün olanıdır.
"Dönüş yalnız O’nadır.” Kıyamet gününde yalnız O’na dönülecektir, O da iman ve küfrünüzün karşılığını size verecektir. Sizi, size ihsan etmiş olduğu pek büyük nimetler dolayısı ile sorgulayacak, bu nimetlerin şükrünü yerine getirip getirmemekten dolayı hesaba çekecektir.
4. Daha sonra Yüce Allah, ilminin her şeyi kapsadığını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“O, göklerde ve yerde olan her şeyi bilir.” yani gizli-açık, görünen ve görünmeyen her şeyi bilir.
"Sizin gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri de bilir. Allah, kalplerde olanı çok iyi bilendir.” Yani göğüslerin içinde saklı bulunan iyi ve kötü düşünceleri, iyi niyetleri, kötü niyetleri ve bozuk maksatları bilir.
Yüce Allah, kalplerin özünde bulunanı çok iyi bildiğine göre akıl ve basiret sahibi olan kimsenin iç dünyasını da kötü huylardan ve düşüncelerden korumaya ve güzel ahlâkî sıfatları elde etmeye çaba harcamalıdır.
Semua makhluk yang ada di langit dan di bumi menyucikan Allah dari segala sifat kekurangan yang tidak pantas bagi-Nya. Hanya milik-Nya kerajaan dan tidak ada raja selain-Nya, bagi-Nya pujian yang baik, dan Dia Mahakuasa atas segala sesuatu, tidak ada sesuatu pun yang mampu melemahkan-Nya.
Which was revealed in Al-Madinah or Makkah
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَـنِ الرَّحِيمِ
(In the Name of Allah, the Most Gracious, the Most Merciful.
Praising Allah and mentioning His Creation and Knowledge
This is the last Surah among Al-Musabbihat. We mentioned before that all creatures praise the glory of Allah, their Creator and Owner. Allah the Exalted said,
لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ
(His is the dominion, and to Him belongs the praise,) meaning, He is the One Who has control over all creation, the One praised for all He created and decreed. Allah's statement,
وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
(and He is Able to do all things.) means that whatever He wills occurs without resistance, and whatever He does not will, never occurs. Allah said,
هُوَ الَّذِى خَلَقَكُمْ فَمِنكُمْ كَافِرٌ وَمِنكُمْ مُّؤْمِنٌ
(He it is Who created you, then some of you are disbelievers and some of you are believers.) meaning, Allah created you with these characteristics and He willed that for you. Therefore, there will be believers and disbelievers. Surely, Allah is the One Who sees those who deserve guidance and those who deserve misguidance. He is the Witness over His servant's deeds and He will completely recompense them. This is why Allah the Exalted said,
وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
(And Allah is All-Seer of what you do. ) Allah said,
خَلَقَ السَّمَـوَتِ وَالأَرْضَ بِالْحقِّ
(He has created the heavens and the earth with truth,) with equity and wisdom,
وَصَوَّرَكُمْ فَأَحْسَنَ صُوَرَكُمْ
(and He shaped you and made good your shapes.) He made you in the best shapes and forms. Allah the Exalted said,
يأَيُّهَا الإِنسَـنُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْكَرِيمِ - الَّذِى خَلَقَكَ فَسَوَّاكَ فَعَدَلَكَ - فِى أَىِّ صُورَةٍ مَّا شَآءَ رَكَّبَكَ
(O man! What has made you careless about your Lord, the most Generous Who created you, fashioned you perfectly and gave you due proportion; in whatever form He willed, He put you together.) (82:6-8) And His saying,
اللَّهُ الَّذِى جَعَـلَ لَكُـمُ الاٌّرْضَ قَـرَاراً وَالسَّمَآءَ بِنَـآءً وَصَوَّرَكُـمْ فَأَحْسَنَ صُوَرَكُـمْ وَرَزَقَكُـمْ مِّنَ الطَّيِّبَـتِ
(Allah, it is He Who has made for you the earth as a dwelling place and the sky as a canopy, and has given you shape and made your shapes good (looking) and has provided you with good things.) (40:64) and His saying;
وَإِلَيْهِ الْمَصِيرُ
(And to Him is the return.) means the return and final destination. Allah then informs of His knowledge of all that there is in the heavens, in the earth and in the souls, He said:
يَعْلَمُ مَا فِى السَّمَـوَتِ وَالاٌّرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَ وَاللَّهُ عَلِيمُ بِذَاتِ الصُّدُورِ
(He knows what is in the heavens and on earth, and He knows what you conceal and what you reveal. And Allah is the All-Knower of what is in the breasts.)
Sve što postoji na nebesima i na Zemlji od stvorenja, negira da Allah pri Sebi ima bilo šta što Mu ne priliči i bilo kakvo svojstvo manjkavosti. Njemu jedinom pripada vlast i pored Njega nema vladara, Njemu pripada lijepa pohvala i On sve može da učini, i ništa ga ne može spriječiti.
Allah tự thanh lọc khỏi Ngài những thuộc tính không xứng đáng dành cho Ngài, tất cả vạn vật trong các tầng trời và vạn vật dưới đất đều tán dương ca ngợi Ngài bởi Ngài là Đấng chi phối vạn vật đáng được ca ngợi và tán dương, Ngài là Đấng Toàn, Năng không có ai (vật gì) có thể vượt qua quyền năng của Ngài.
Göklerde ve yerde bulunan mahlukatın tamamı zatına yakışmayan eksiklik ve kusur içeren her türlü özellikten Yüce Allah'ı tenzih eder. Mülkün tek sahibi O'dur. O'nun dışında bir sahip yoktur. Güzel övgüler O'nun içindir. O her şeye kadirdir. Hiçbir şey O'nu aciz bırakamaz.
All created things in the heavens and all created things on earth declare Allah’s transcendence and purity from every attribute of deficiency that is not appropriate for Him. Sovereignty belongs to Him alone and there is no sovereign besides Him. Good praise is due to Him alone. He has power over all things. Nothing is outside His ability.
Lui è Colui che vi ha creati, o gente. Tra di voi vi è il miscredente, il cui destino è il Fuoco, e tra di voi vi è il credente, il cui destino è il Paradiso. E Allāh è Vigile su ciò che fate, nessuna vostra azione Gli è nascosta e vi retribuirà per questo.
He is the One Who created you, O people. Some of you reject Him, and their destination is the Fire, and some of you have faith in Him, and their destination is Paradise. Allah sees what you do. None of your actions are hidden from Him and He will give you the recompense for them.
Allah là Đấng đã tạo hóa các ngươi - hỡi nhân loại -, dù vậy trong các ngươi có người không tin thì sẽ bị tống cổ vào Hỏa Ngục và có người tin tưởng sẽ được dẫn lối vào Thiên Đàng. Và Allah là Đấng nhìn thấy mọi điều tốt xấu các ngươi làm, và Ngài sẽ thưởng phạt cho những việc làm của các ngươi một cách công minh.
Él es Quien los creó, gentes. Algunos de ustedes Lo rechazan y su destino será el Fuego, y algunos de ustedes tienen fe en Él y su destino será el Paraíso. Al-lah observa lo que hacen. Ninguna de sus acciones está oculta de Él y Él los retribuirá por ellas.
Ô gens, C’est Lui qui vous créa. Certains parmi vous mécroient en Lui et entreront en Enfer pour cela, tandis que d’autres croient en Lui et entreront pour cela au Paradis. Allah voit parfaitement ce que vous faites. Rien de vos agissements ne Lui est inconnu et Il vous rétribuera selon leur nature.
Dialah yang menciptakan kalian -wahai manusia-, lalu di antara kalian ada yang kafir terhadap-Nya dan tempat kembalinya adalah neraka. Di antara kalian juga ada yang beriman kepada-Nya dan tempat kembalinya adalah surga. Allah Maha Mengetahui apa yang kalian kerjakan, tidak ada sedikit pun dari perbuatan kalian yang luput dari-Nya, dan Dia akan membalas kalian atas perbuatan tersebut.
-Ey insanlar!- Sizi yaratan O’dur. Sizden bir kısmınız kâfirdir ki, onun varacağı yer ateştir. Bir kısmınız da Mümindir ki, onun varacağı yer ise cennettir. Allah yaptıklarınızı hakkıyla görendir. Yaptıklarınızdan hiçbir şey O'na gizli kalmaz. Buna göre size karşılığınızı verecektir.
Commentary
هُوَ الَّذِي خَلَقَكُمْ فَمِنكُمْ كَافِرٌ وَمِنكُم مُّؤْمِنٌ (He is the One who created you, then some of you are disbelievers, and some of you are believers…64:2). In the phrase fa-minkum, the particle ‘fa’ [ translated here as ‘then’] denotes ‘one thing happening after another’. In this instance, the phrase ‘khalaqakum’ [ created you ] indicates that at the inception of creation there were no unbelievers [ kafis ]. Human beings were, subsequently, divided into believers and non-believers by their own free will and choice with which Allah has invested them. They are rewarded or punished on account of exercising the free will and choice. A Prophetic Tradition states: کُلُّ مَولُودٍ یُّولَدُ علَی الفِطرَۃِ فَاَبَوَاہُ یُھِّدَانِہٖ وَ یُنَصِّرَانِہٖ (Everyone is born a Muslim, but his parents make him a Jew, a Christian…) [ Qurtubi ].
Two Nations Theory
The Holy Qura’ n has divided mankind here into two groups: a believing group and a non-believing one. This indicates that the children of ‘Adam (علیہ السلام) is one single brotherhood, and all human beings are members of this brotherhood. Kufr [ unbelief ] is the only dividing line that severs relationship with this brotherhood and creates another group. He who becomes a Kafir has severed the relationship of human brotherhood. Thus group-formation can only take place on the basis of ‘Iman and Kufr. Neither colour nor language, neither lineage nor family, neither land, territory or geographical region can divide human brotherhood into rival groups. The offspring of one father may live in different cities, or use different languages, or have different colours, but it does not divide them into different groups. Despite differences of colour, language, country or territory, they are members of the same brotherhood. No sane person will ever regard them as different groups.
In the Days of Ignorance, ethnicity and tribal divisions had become the basis of factionalism but the Messenger of Allah ﷺ broke down these idols, which they pursued. By the express text of the Holy Qur’ an اِنَّمَا المُؤمِنُونَ اِخوَۃٌ ‘All believers are but brothers’ irrespective of their country or territory, their colour or family, or their language. They all belong to one brotherhood. So likewise, the non-believers, in the sight of Islam, belong to a single community.
The above verse also bears evidence to the fact that Allah has divided all mankind into two groups – the believers and the non-believers. The variety of the perfect power of Allah, and having many socio-economic benefits, it is a great blessing, but it is not permitted to use it as the basis of factionalism or group-foration among mankind.
Moreover, the binary division of mankind on the basis of ‘Iman and Kufr is a matter of free will and choice. Both ‘Iman and Kufr may be adopted by one’ s free will. If a person chooses out of his own free will to abandon his group and join another, he can do it very easily: He may give up his articles of faith, choose another faith and thus join the other group. On the other hand, the affiliations of race, lineage, colour, language or territory are not within the power or control of anyone. No one can change his affiliation with his race, colour or language.
It is this Islamic brotherhood that, in a short span of time, from east to west, north to south, white and black, and Arabs and non-Arabs, whose might and power could not be resisted by the nations of the world, and therefore they revived once again the idols that were shattered by the Messenger of Allah ﷺ and Islam. They partitioned the one mighty ummah and Muslims in to small bits and pieces of nations based on territory, homeland, language and colour, race and lineage, and caused them to collide with one another. This cleared the way for the enemies of Islam to attack, the consequences of which are visible to every eye today. The Muslims of east and west were one nation and one heart, but are now divided into small groups fighting one another. As against this, the Shaitanic forces of Kufr, despite mutual disagreements, look like a united force against the Muslims.
Siya ay ang lumikha sa inyo, O mga tao, saka kabilang sa inyo ay tagatangging sumampalataya sa Kanya at ang kahahantungan nito ay ang Apoy, at kabilang sa inyo ay mananampalataya sa Kanya at ang kahahantungan nito ay ang Hardin. Si Allāh sa anumang ginagawa ninyo ay Nakakikita: walang nakakukubli sa Kanya mula sa mga gawain ninyo na anuman, at gaganti sa inyo sa mga ito.
O ljudi, On vas je stvorio, pa među vama ima nevjernika i oni će okončati u Vatri, a ima i vjernika čije će prebivalište biti Džennet. Allah sva vaša djela vidi, ništa Mu od tih postupaka nije skriveno i On će vas za njih adekvatno tretirati.
وَصَوَّرَكُمْ فَأَحْسَنَ صُوَرَكُمْ (…and shaped your figures, and made your figures good…64:3). Shaping the figures of the creatures is one of the exclusive attributes of Allah, that is why Al-Musawwiru [ the shaper ] is one of His attributive names. If we analyze or look carefully into the universe, there are several classes of things. Each class has several species and each species has several sexes. Each sex has billions of members. No single shape ever resembles another shape. Among humankind, for instance, on account of difference of country or territory or difference of stock and nations, there is clear distinction in the shapes and faces of individuals. The face and shape of each individual is so amazingly unique and that it baffles the human imagination. The human face is no more than six to seven square inches, and there are uncountable faces of the same type, and yet one face does not look exactly like the other one so that distinguishing one from the other would be difficult. The present verse mentions figure-making as one of the Divine blessings and immediately thereafter it goes on to say فَأَحْسَنَ صُوَرَكُمْ (and made your figures good). In the entire universe, Allah made the human shape the most beautiful. No matter how ugly a man or an individual might seem in his community, he is still beautiful in his own right, relative to the shapes of all other non-human creatures.
He created the heavens and He created the earth with truth. He did not create them in vain. He formed you, O people - and made your forms beautiful as a favour and bounty from Him. If he wished, He could have made them ugly. To Him alone is the return on the Day of Judgement and He will give you the recompense of your actions, if good then with good, and if evil then with bad.
Nebesa i Zemlju On je s ciljem i svrhom stvorio, odnosno, nije ih stvorio uzalud. On vas je, o ljudi, uobličio i izglede vam, kao vid dobrote prema vama, uljepšao. Ako bi On htio, mogao bi da vas unakazi. Njemu ćete se vratiti na Sudnjem danu, pa će vas On adekvatno za vaša djela tretirati: ako budu dobra, biće i vama dobro, a ako budu loša, i vas će čekati loš svršetak.
-Ey insanlar!- O, gökleri ve yeri hak ile yaratmış ve bunları boş yere yaratmamıştır. Sizi de kendisinden bir ihsan ve bir lütuf olmak üzere en güzel surette şekillendirmiştir. Eğer dileseydi sizi çirkin olarak yaratırdı. Kıyamet günü dönüş de sadece O’nadır. Amellerinize karşılık size karşılığınızı verecektir. Hayır (zannederse) hayır (bulur). Şer (zannederse) şer (bulur).
Dia menciptakan langit dan bumi dengan tujuan benar, Dia tidak menciptakannya dengan sia-sia, dan Dia membentuk rupa kalian -wahai manusia- dan memperbagusnya sebagai pemberian dan karunia dari-Nya. Kalau Dia menghendaki, Dia menjadikan rupa kalian buruk. Hanya kepada-Nya tempat kembali pada hari Kiamat, lalu Dia membalas kalian atas perbuatan kalian; jika baik maka dibalas dengan kebaikan, namun jika buruk maka dibalas dengan keburukan.
Il créa les Cieux et la Terre en toute vérité et non vainement. Ô gens, Il vous favorisa en vous donnant une forme excellente et s’Il voulait vous créer hideux, Il l’aurait fait. C’est vers Lui Seul qu’aura lieu le retour le Jour de la Résurrection et Il vous rétribuera pour vos œuvres bonnes ou mauvaises.
Él creó los cielos y creó la Tierra con la verdad. No los creó en vano. Él los formó, humanos, e hizo que sus formas fueran hermosas por Su favor y generosidad. Si hubiera querido, Él les habría dado una forma desagradable. Solo ante Él regresarán en el Día del Juicio y Él los retribuirá por sus acciones: si son buenas recibirán el bien, y si son malas recibirán el mal.
Creò i Cieli e creò la Terra con Verità, e non la creò invano, e vi ha plasmati, o gente, nel modo migliore, per Sua Grazia e Generosità; e se solo avesse voluto, vi avrebbe resi ripugnanti; e a Lui solo è il ritorno, nel Giorno della Resurrezione, e vi ricompenserà per le vostre azioni: se buone con il bene, se malvagie con il male.
Lumikha Siya ng mga langit at lumikha Siya ng lupa ayon sa katotohanan, at hindi Siya lumikha sa mga ito sa isang paglalaru-laro. Nagbigay-anyo Siya sa inyo, O mga tao, saka nagpaganda Siya ng mga anyo ninyo bilang kagandahang-loob mula sa Kanya at bilang pagmamabuting-loob. Kung sakaling niloob Niya ay talaga sanang ginawa Niya ang mga ito na pangit. Tungo sa Kanya lamang ang pagbabalik sa Araw ng Pagbangon para gumantimpala Siya sa inyo sa mga gawain ninyo; kung mabuti ay mabuti [ang ganti] at kung masama ay masama [ang ganti].
Allah đã tạo hóa ra các tầng trời và trái đất có một ý nghĩa vô cùng vĩ đại, và Ngài đã tạo hóa ra các ngươi trong một hình thể đẹp nhất, nếu muốn Ngài đã tạo ra các ngươi dưới hình dạng xấu xí nhất; và vào Ngày Phục Sinh các ngươi sẽ được trở lại trình diện Ngài để Ngài xét xử và thưởng phạt những việc làm và hành động của các ngươi. Ai làm tốt sẽ được hưởng điều tốt và ai làm xấu sẽ nhận điều xấu.
Lui sa cosa vi è nei Cieli e sa cosa vi è in Terra, ed è Consapevole delle vostre azioni nascoste e palesi, e Allāh è Consapevole di ciò che vi è negli animi, bene o male, nulla di tutto ciò Gli è nascosto.
Dia mengetahui apa yang ada di langit dan apa yang ada di bumi, mengetahui apa yang kalian sembunyikan dari amal perbuatan kalian, dan mengetahui apa yang kalian tampakkan. Allah Maha Mengetahui apa yang ada di dalam hati, yang baik maupun yang buruk, tidak ada sesuatu pun dari hal itu yang luput dari-Nya.
Él conoce lo que está en los cielos y conoce lo que está en la Tierra. Él conoce las acciones que ocultan y las que manifiestan. Al-lah es el Conocedor de lo bueno y lo malo que contienen los corazones. Nada está oculto para Él.
Göklerde olanı ve yeryüzünde olanları bilir. Gizlediğiniz amelleri de açığa vurduğunuz amelleri de bilir. Allah, gönüllerde olan hayrı da şerri de hakkıyla bilendir. Bunlardan hiçbir şey O'na gizli kalmaz.
Il sait ce qui se trouve dans les Cieux et ce qui se trouve sur la Terre ainsi que vos agissements publics et privés. Allah connaît le mieux le bien ou le mal qu’il y a dans les cœurs et rien ne Lui échappe.
On zna šta se na nebesima i na Zemlji nalazi, zna svaša skrivena djela, kao i ona koja javno iznosite. On zna da li vaša prsa kriju dobro ili loše i ništa Mu od toga nije skriveno.
Nakaaalam Siya sa anumang nasa mga langit, nakaaalam Siya sa anumang nasa lupa, nakaaalam Siya sa anumang ikinukubli ninyo na mga gawain, at nakaaalam Siya sa anumang inihahayag ninyo. Si Allāh ay Maalam sa anumang nasa mga dibdib na kabutihan o kasamaan: walang nakakukubli sa Kanya mula roon na anuman.
He knows whatever is in the heavens and He knows whatever is on earth. He knows the actions that you conceal and those that you reveal. Allah is the Knower of the good or bad that the hearts contain. Nothing of that is hidden from Him.
Allah biết rõ tất cả mọi điều trong trời đất và Ngài biết rõ những gì các ngươi – con người – che giấu và những gì các ngươi công khai. Quả thật, Allah là Đấng thấu hiểu và am tường tất cả mọi điều tốt xấu trong lòng của các ngươi, không có bất cứ điều gì có thể giấu giếm được Ngài.
Ô polythéistes, la nouvelle des peuples dénégateurs qui vous ont précédés ne vous est-elle pas parvenue? Des peuples comme celui de Noé, les ‘Âd, les Thamûd et bien d’autres qui ont goûté au châtiment mérité pour leur mécréance dans le bas monde, et dans l’au-delà ils subiront un châtiment douloureux. Si, cette nouvelle vous est parvenue. Tirez donc des enseignements de ce qu’il est advenu d’eux et repentez-vous à Allah avant que ne s’abatte sur vous ce qui s’est abattu sur eux.
Nije li do vas, o višebošci, doprla vijest o onim narodima koji još davno prije vas nisu vjerovali, poput naroda Nuha, Ada, Semuda i dr., pa su kobnost nevjerovanja svoga iskusili na dunjaluku – a još ih i kazna bolna čeka, na onome svijetu. To je sigurno do vas stiglo, pa uzmite pouku iz toga i pokajte se kako vas ne bi zadesilo ono što je i njih.
Hindi ba sumapit sa inyo, O mga tagapagtambal, ang ulat hinggil sa mga kalipunang tagapasinungaling bago pa ninyo, tulad ng mga kababayan ni Noe, ng [liping] `Ād, [liping] Thamūd at iba pa sa kanila? Kaya lumasap sila ng parusa sa dati nilang taglay na kawalang-pananampalataya sa Mundo, at ukol sa kanila sa Kabilang-buhay ay isang pagdurusang nakasasakit. Oo; sumapit nga sa inyo iyon, kaya magsaalang-alang kayo sa kinauwian ng lagay nila, saka magbalik-loob kayo kay Allāh bago dumapo sa inyo ang dumapo sa kanila.
-Ey müşrikler!- Daha önce inkâr eden Nuh kavmi, Âd kavmi, Semûd kavmi ve diğer kavimler gibi ümmetlerin haberi size gelmedi mi? İşte onlar inkâr etmelerinin cezasını dünyada tattılar. Onlar için ahirette ise elem verici bir azap vardır. Evet! Onların haberi size geldi. O halde onların işlerinin vardığı neticeden ibret alın. Onların başına gelen sizin de başınıza gelmeden önce Allah'a tövbe edin.
Belum datangkah kepada kalian -wahai orang-orang musyrik- kabar tentang umat-umat yang mendustakan sebelum kalian, seperti kaum Nabi Nuh, ‘Ād, Ṡamūd, dan selain mereka? Mereka merasakan siksaan akibat kekafiran yang mereka lakukan di dunia dan di akhirat mereka mendapatkan siksa yang menyakitkan. Tentu, kabar itu telah sampai kepada kalian, maka ambillah pelajaran dari apa yang terjadi pada mereka dan bertobatlah kepada Allah sebelum kalian tertimpa apa yang menimpa mereka.
Has the news of the nations who denied before you not reached you, O idolaters - such as the people of Noah, the Ad, the Thamud and others. They tasted the punishment of the disbelief they had perpetrated in the world, and in the afterlife they will receive a painful punishment. Indeed, that has come to you. So take a lesson from their eventual outcome and repent to Allah before that which befell them befalls you.
"Apakah belum datang kepadamu (hai orang-orang kafir) berita orang-orang kafir dahulu? Maka mereka telah merasakan akibat yang buruk dari perbuatan mereka dan mereka memperoleh azab yang pedih. Yang demikian itu adalah karena sesungguhnya telah datang kepada mereka Rasul-rasul mereka (membawa) kete-rangan-keterangan lalu mereka berkata, 'Apakah manusia yang akan memberi petunjuk kepada kami?' Lalu mereka ingkar dan berpaling; dan Allah tidak memerlukan (mereka). Dan Allah Maha-kaya lagi Maha Terpuji." (At-Taghabun: 5-6).
(5) Setelah Allah سبحانه وتعالى menyebutkan sifat-sifatNya yang sem-purna dan agung, yang dengan sifat-sifat tersebut Allah سبحانه وتعالى bisa diketahui dan disembah, segala usaha dicurahkan demi mencari ridhaNya dan menjauhi murkaNya, selanjutnya Allah سبحانه وتعالى menye-butkan apa yang Dia lakukan terhadap umat-umat terdahulu dan masa-masa yang telah berlalu. Di mana orang-orang yang datang kemudian senantiasa membicarakan mereka dan mengisahkan tentang orang-orang shalih. Ketika para rasul mendatangi mereka dengan kebenaran, mereka mendustakan para rasul itu dan me-nentang. Kemudian Allah سبحانه وتعالى menimpakan akibat buruk perbuatan mereka di dunia dan juga kehinaan. ﴾ وَلَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمٞ ﴿ "Dan mereka mem-peroleh azab yang pedih"di akhirat.
(6) Karena itu Allah سبحانه وتعالى menyebutkan sebab siksaan tersebut seraya berfirman, ﴾ ذَٰلِكَ ﴿ "Yang demikian itu," yakni, siksaan dan aki-bat buruk yang Kami timpakan pada mereka ﴾ بِأَنَّهُۥ كَانَت تَّأۡتِيهِمۡ رُسُلُهُم بِٱلۡبَيِّنَٰتِ ﴿ "adalah karena sesungguhnya telah datang kepada mereka Rasul-Rasul mereka (membawa) keterangan-keterangan," yakni tanda-tanda kebe-saran Allah سبحانه وتعالى yang jelas, yang menunjukkan kebenaran dan keba-tilan, namun mereka bersikap sombong terhadap para rasul mereka seraya berkata, ﴾ أَبَشَرٞ يَهۡدُونَنَا ﴿ "Apakah manusia yang akan memberi pe-tunjuk kepada kami," maksudnya, mereka tidak memiliki keutamaan atas kami, lantas karena apa Allah سبحانه وتعالى memberikan keistimewaan pada mereka dan tidak memberikannya pada kami? Ini sejalan dengan Firman Allah سبحانه وتعالى dalam surat lain,
﴾ قَالَتۡ لَهُمۡ رُسُلُهُمۡ إِن نَّحۡنُ إِلَّا بَشَرٞ مِّثۡلُكُمۡ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يَمُنُّ عَلَىٰ مَن يَشَآءُ مِنۡ عِبَادِهِۦۖ 11 ﴿
"Rasul-rasul mereka berkata kepada mereka, 'Kami tidak lain hanya-lah manusia seperti kamu, akan tetapi Allah memberikan karunia kepada siapa yang Dia kehendaki di antara hamba-hambaNya'." (Ibrahim: 11).
Mereka menahan karunia dan pemberian Allah سبحانه وتعالى untuk para nabi supaya mereka tidak menjadi utusan Allah سبحانه وتعالى kepada manusia. Mereka bersikap sombong untuk menaati para rasul. Mereka pun diuji dengan penyembahan patung, batu, dan lainnya. ﴾ فَكَفَرُواْ ﴿ "Lalu mereka ingkar" terhadap Allah سبحانه وتعالى ﴾ وَتَوَلَّواْۖ ﴿ "dan berpaling" dari ketaatan-Nya, ﴾ وَّٱسۡتَغۡنَى ٱللَّهُۚ ﴿ "dan Allah tidak memerlukan (mereka)."Allah سبحانه وتعالى tidak menghiraukan mereka, dan kesesatan mereka sama sekali tidak membahayakan Allah سبحانه وتعالى. ﴾ وَٱللَّهُ غَنِيٌّ حَمِيدٞ ﴿ "Dan Allah Mahakaya lagi Maha Terpuji." Maksudnya, Dia-lah Yang Mahakaya, bagiNya kekayaan yang sempurna dan mutlak dari segala hal, Terpuji dalam perkata-an, perbuatan, dan sifat-sifatNya.
5- Daha önce küfre sapıp da yaptıklarının cezasını (dünyada) tadanların haberi size gelmedi mi? Onlar için (ahirette de) can yakıcı bir azap vardır.
6- Bu (azabın) sebebi şudur: Peygamberleri onlara apaçık deliller getiriyorlardı da onlar (her defasında): “Bize bir insan mı yol gösterecekmiş!?” deyip inkara sapıyor ve yüz çeviriyorlardı. Allah da (onlara) muhtaç olmadığını gösterdi. Allah'ın hiçbir şeye/kimseye ihtiyacı yoktur, her türlü hamde layık olandır.
5. Yüce Allah, tanınmasını ve bunun sonucunda kendisine ibadet edilmesine, rızasını kazanmak için olanca gayreti harcamaya ve O’nu gazaplandıracak şeylerden de uzak kalmaya sevkedecek olan mükemmel ve pek büyük bazı sıfatlarını söz konusu ettikten sonra geçmiş ümmet ve nesillere neler yaptıklarını bize haber vermektedir ki bu ümmet ve nesillere dair haberler sonradan gelenler arasına anlatılmakta ve doğru sözlüler bunlara dair bilgiler vermektedir. Onlar, kendilerine hakkı getiren peygamberleri yalanlamışlar ve onlara karşı inatla direnmişlerdir. Bu sebeple de Allah “yaptıklarının cezasını” onlara dünyada tattırmış ve onları rezil rüsvay etmiştir. Âhirette ise “onlar için can yakıcı bir azap vardır.” Yüce Allah, onların bu şekilde cezaya çarptırılmanın sebebini de söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
6. “Bu” başlarına getirdiğimiz ibretlik ceza ve musibetlerin “sebebi şudur: Peygamberleri onlara apaçık deliller” hak ve bâtıla delil teşkil eden apaçık belgeler “getiriyorlardı da” onlar bunlardan hoşlanmıyor ve peygamberlerine karşı büyüklenip: “Bize” herhangi bir üstünlüğü bulunmayan “bir insan mı yol gösterecekmiş!?” deyip küfre sapıyor ve yüz çeviriyorlardı.” Allah, hangi sebep dolayısı ile biz dururken özellikle onlara bu görevi vermiş? diyorlardı.
Bir başka âyet-i kerimede de şöyle buyurulmaktadır:“Peygamberleri onlara şöyle demişti: Biz, ancak sizin gibi bir insanız. Ancak Allah kulları arasından dilediği kimselere lütufta bulunur.”(İbrahim, 14/11)
Onlara inanmayanlar ise Allah’ın lütfunu ve peygamberlerine olan ihsanını sınırlandırmaya kalkıştılar, bu peygamberlerin insanlara elçi olarak gönderilmesini kabul etmeyip onlara itaatle boyun eğmeyi gururlarına yediremediler. Bundan dolayı da taşlara, ağaçlara ve benzeri varlıklara ibadet etmek belâ ve musibetine duçar oldular. Allah’ı “inkara sapıyor” ve O’na itaatten “yüz çeviriyorlardı.”
Allah da onlara “muhtaç olmadığını”, onlara aldırmadığını ve onların sapıklıklarının kendisine hiçbir zarar vermediğini gösterdi. “Allah'ın hiçbir şeye/kimseye ihtiyacı yoktur, her türlü hamde layık olandır.” Yani bütün yönleri ile tam ve mutlak zengin ve hiçbir şeye muhtaç olmayandır; sözleri, fiilleri ve vasıfları dolayısı ile hamde, senâya ve övgüye layık olandır.
O voi idolatri, vi sono giunte le notizie dei popoli che rinnegarono prima di voi, come il popolo di Nūħ, A'ad, Thamūd e altri e che subirono la punizione per gli atti di miscredenza che commisero in vita, e nell'Aldilà subiranno una dolorosa punizione?! Certo, vi è giunta questa notizia! Prendete atto di ciò che è loro accaduto e pentitevi dinanzi ad Allāh prima che vi affligga ciò che li afflisse.
¿No han llegado a ustedes las noticias de las naciones que rechazaron el Mensaje antes que ustedes, idólatras, como los pueblos de Noé, de ‘Ad, de Zamud entre otros? Sufrieron el castigo por la incredulidad que habían cometido en el mundo, y en el Más Allá recibirán un castigo doloroso. Ciertamente, eso ha llegado a ustedes. Por lo tanto, que su consecuencia final sea una lección para ustedes, y arrepiéntanse ante Al-lah antes de que les acontezca lo que les aconteció a ellos.
The history made by the prophets in ancient times is an eternal source of admonition. For example, prophets appeared among the ‘Ad, the Thamud, the people of Madyan, and the community of Lot. These prophets did not possess any supernatural powers to prove their veracity. They had only reasoning in their favour. Rejection of the Truth in spite of its being backed by reasoning made the doubters liable for punishment. This shows that in this world a man is tested by his ability to recognise the Truth on the basis of reasoning. One who fails to do so will always remain deprived of the Truth.
Chẳng lẽ các ngươi - hỡi những người đa thần - vẫn không hay biết gì về những cộng đồng không tin tưởng thời trước các ngươi sao, giống như cộng đồng của Nuh (Noah), 'Ad, Thamud và những cộng đồng khác, họ thực sự đã phải chịu một hậu quả tồi tệ trên thế gian vì sự vô đức tin của họ ở trần gian này, và Ngày Sau họ sẽ phải chịu một hình phạt vô cùng đau đớn? Không, nguồn tin thật sự đã đến với các ngươi, các ngươi hãy lấy đó làm bài học và hãy ăn năn sám hối với Allah trước khi hình phạt túm lấy các ngươi như đã diễn ra với họ.
A Warning delivered through mentioning the End of the Disbelieving Nations
Informing about the past nations and the torment and disciplinary lessons that they suffered because of opposing the Messengers and denying the truth. Allah says;
أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَبَؤُاْ الَّذِينَ كَفَرُواْ مِن قَبْلُ
(Has not the news reached you of those who disbelieved aforetime) meaning, information about them and what happened to them,
فَذَاقُواْ وَبَالَ أَمْرِهِمْ
(And so they tasted the evil result of their disbelief.) They tasted the evil consequences of their denial and sinful actions. And it refers to the punishment and humiliation they received in the life of the world,
وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
(and theirs will be a painful torment.) in the Hereafter, added to the torment they received in this life. Allah explained why;
ذَلِكَ بِأَنَّهُ كَانَت تَّأْتِيهِمْ رُسُلُهُم بِالْبَيِّنَـتِ
(That was because there came to them their Messengers with Bayyinat,) supporting arguments, evidence, and clear proofs,
فَقَالُواْ أَبَشَرٌ يَهْدُونَنَا
(but they said:"Shall mere men guide us") They discounted and dismissed the possibility that the Message would be sent to a human and that their guidance would come by the hands of a man like themselves,
فَكَفَرُواْ وَتَوَلَّواْ
(So they disbelieved and turned away.) they denied the truth and turned away from abiding by it,
وَّاسْتَغْنَى اللَّهُ
(But Allah was not in need.) of them,
وَاللَّهُ غَنِىٌّ حَمِيدٌ
(And Allah is not need, Worthy of all praise.)
La punizione che li afflisse, in verità, fu poiché giunsero loro i messaggeri da parte di Allāh con chiare prove ed evidenti argomenti, ma dissero, rifiutando il fatto che i messaggeri fossero degli esseri umani: "Degli esseri umani dovrebbero guidarci alla verità?" Divennero miscredenti e si rifiutarono di credere loro, ma non fecero alcun danno ad Allāh: Allāh non ha bisogno della loro fede e della loro obbedienza, poiché la loro obbedienza non Gli porta alcun beneficio. Allāh è Autosufficiente, non ha bisogno dei Suoi sudditi, Colui che viene lodato nelle Sue Parole e nelle Sue azioni.
Ce châtiment ne s’est abattu sur eux que parce que lorsque les messagers venaient à eux de la part d’Allah munis d’arguments clairs et de preuves évidentes, ils leur disaient, refusant qu’un messager soit issu de la race des humains: Des êtres humains vont-ils nous guider vers la vérité? Ils mécrurent donc et refusèrent de croire en eux, mais cela n’a nui en rien à Allah. Il se passe, en effet, de leur foi et de leur obéissance car elles ne lui ajoutent rien. Allah se passe de Ses serviteurs et est Digne de Louange pour Ses paroles et Ses actes.
That punishment which came on them, only came on them on account of the fact that their messengers used to bring clear evidence and glaring proof from Allah, but they said in denial of the fact that messengers could be from the human race: ‘Are human beings going to guide us to the truth?!’ So they disbelieved and turned away from having faith in them. But they did not harm Allah at all. Allah is in no need of their faith and obedience, because their obedience does not increase him in anything. Allah is Self-Sufficient and in no need of His servants. He is praiseworthy in His statements and actions.
Ta kazna ih je stigla zato što su, kada su im poslanici od Allaha jasne dokaze donosili, negirajući da poslanici mogu biti iz ljudskog roda, govorili: "Zar nas ljudi mogu ka istini uputiti?" Oni su uznevjerovali i od vjerovanja se okrenuli, ali time Allahu nisu nimali naštetili, jer Allah je neovisan o njihovom vjerovanju i pokornosti. Njihova pokornost Njemu ništa ne znači, i Njemu robovi nisu potrebni, nego je On hvale dostojan zbog Svojih riječi i djela.
Siksa yang menimpa mereka itu sesungguhnya menimpa mereka karena telah datang kepada mereka rasul-rasul mereka dari sisi Allah dengan hujah-hujah yang jelas dan bukti-bukti yang nyata, namun mereka berkata sembari mengingkari adanya para rasul yang berasal dari jenis manusia, “Apakah manusia yang akan menunjukkan kami kepada kebenaran?!” Mereka kafir dan berpaling dari keimanan terhadap para rasul dan itu tidak mendatangkan mudarat sedikit pun kepada Allah. Allah tidak butuh kepada keimanan dan ketaatan mereka karena ketaatan mereka tidak menambah apa pun kepada-Nya. Allah Mahakaya, tidak butuh terhadap hamba-hamba-Nya, lagi Maha Terpuji dalam firman-firman-Nya dan perbuatan-perbuatan-Nya.
Onlara isabet eden bu azap, Allah katından resulleri onlara apaçık delilleri ve ayan beyan kanıtları getirdiklerinde resullerin insanlardan gelmesini inkâr ederek şöyle demeleri sebebiyledir: "Bize insanlar mı yol gösterecek? Bizi bir beşer mi hakka iletecek?" Böylece onlar küfre sapıp, iman etmekten yüz çevirdiler. Bu yaptıkları ile Yüce Allah'a hiçbir zarar veremediler. Allah, onların imanlarına ve ibadetlerine muhtaç değildir. Çünkü onların taatleri Allah'a hiçbir şey vermez. Allah Teâlâ; zengindir, kullarına muhtaç değildir. Sözlerinde ve fiilerinde çokça övülen, hamde layık olandır.
El castigo que les llegó se debió a que, cuando sus mensajeros les presentaban pruebas y evidencias claras de parte de Al-lah, ellos decían, con el fin de desmentir que los mensajeros eran seres humanos: “¿Son seres humanos los que van a guiarnos a la verdad?” Por lo tanto, se negaron a creer y rechazaron tener fe en ellos. Pero no perjudicaron a Al-lah en absoluto. Al-lah no necesita de su fe y obediencia, porque su obediencia no Le hace incrementar en nada. Al-lah es Autosuficiente, por lo que no necesita de Sus siervos. Él es digno de alabanza en Sus palabras y acciones.
Ang pagdurusang iyon na tumama sa kanila ay tumama lamang sa kanila dahilan sa noon ay nagdadala sa kanila ang mga sugo nila mula sa ganang kay Allāh ng mga katwirang maliwanag at mga patotoong hayag, ngunit nagsabi sila habang mga nagmamalaki [sa pangungutya] na ang mga sugo ay naging kabilang sa lahi ng sangkatauhan: "Mga tao ba ang gagabay sa amin tungo sa katotohanan?" Kaya tumanggi silang sumampalataya at umayaw sila sa pagsampalataya sa kanila, ngunit hindi sila nakapinsala kay Allāh ng anuman. Nagwalang-halaga si Allāh sa pananampalataya nila at pagtalima nila dahil ang pagtalima nila ay hindi nakadaragdag sa Kanya ng anuman. Si Allāh ay Walang-pangangailangan, na hindi nangangailangan sa mga lingkod Niya, na Pinapupurihan sa mga sinasabi Niya at mga ginagawa Niya.
فَقَالُوا أَبَشَرٌ يَهْدُونَنَا (…but they said, “ Shall some mortals give us guidance?”…64:6). Though the word basher [ mortal (s)] is singular, but in meaning it is plural. Therefore, the verb يَهْدُونَنَا ‘give us guidance’ is plural. All unbelievers held the notion that prophets and messengers cannot be human beings. The Qur’ an has time and again falsified and refuted this notion of the unbelievers. Alas, there is also a group of Muslims who denies the mortality of the Allah’ s Messenger. They need to think in which direction they are moving. His mortality is not contradictory to his prophet-hood, nor is it incompatible with his high station of messenger-ship, nor is his being a Messenger inconsistent with his being a Nur (light). He is Nur (light) as well as a mortal. It is a false analogy to compare his light with that of a lamp or of the sun or the moon.
Họ bị hậu quả như thế trên thế gian và sẽ phải chịu sự trừng phạt vào Đời Sau là vì họ đã phủ nhận tất cả các lời mặc khải cùng với những bằng chứng màu nhiệm xác thực được các Thiên Sứ của Allah mang đến cho họ, họ nói với thái độ hống hách: “Chẳng lẽ một con người phàm tục giống như chúng ta lại hướng dẫn chúng thế nào là chân lý ư?”. Với ý nghĩ đó, họ đã phủ nhận Allah và phủ nhận thông điệp được các Thiên Sứ của Ngài mang đến từ nơi Ngài, họ đã chống đối và phản lại chân lý. Nhưng Allah vẫn là Đấng giàu có, vẫn là Đấng quyền uy đáng được ca tụng, sự lệch lạc và sai lầm của họ không gây tác hại và chẳng ảnh hưởng gì đến Ngài cả.
Life after Death is True
Allah the Exalted informs about the disbelievers, idolators and the atheists that they claim that they will not be resurrected,
قُلْ بَلَى وَرَبِّى لَتُبْعَثُنَّ ثُمَّ لَتُنَبَّؤُنَّ بِمَا عَمِلْتُمْ
(Say: "Yes! By my Lord, you will certainly be resurrected, then you will be informed of what you did...") meaning, `you will be informed of all of your actions, whether major or minor, big or small,'
وَذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ
(and that is easy for Allah.) `resurrecting and recompensing you is easy for Allah.' This is the third Ayah in which Allah orders His Messenger to swear by His Lord, the Exalted and Most Honored, that Resurrection occurs. The first is in Surah Yunus,
وَيَسْتَنْبِئُونَكَ أَحَقٌّ هُوَ قُلْ إِى وَرَبِّى إِنَّهُ لَحَقٌّ وَمَآ أَنتُمْ بِمُعْجِزِينَ
(And they ask you to inform them: "Is it true" Say: "Yes! By my Lord! It is the very truth! and you can not escape it!") (10:53), The second is in Surah Saba',
وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُواْ لاَ تَأْتِينَا السَّاعَةُ قُلْ بَلَى وَرَبِّى لَتَأْتِيَنَّكُمْ
(Those who disbelieve say: "The hour will not come to us." Say: "Yes, by my Lord, it will come to you...") (34:3), and the third is this Ayah,
زَعَمَ الَّذِينَ كَفَرُواْ أَن لَّن يُبْعَثُواْ قُلْ بَلَى وَرَبِّى لَتُبْعَثُنَّ ثُمَّ لَتُنَبَّؤُنَّ بِمَا عَمِلْتُمْ وَذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ
(The disbelievers pretend that they will never be resurrected. Say: "Yes! By my Lord, you will certainly be resurrected, then you will be informed of what you did; and that is easy for Allah.") Allah the Exalted said,
فَـَامِنُواْ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَالنّورِ الَّذِى أَنزَلْنَا
(Therefore, believe in Allah and in His Messenger and in the Light which We have sent down.) that is, the Qur'an,
وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ
(And Allah is All-Aware of what you do.) none of your deeds ever escapes His knowledge.
The Day of At-Taghabun
Allah said,
يَوْمَ يَجْمَعُكُمْ لِيَوْمِ الْجَمْعِ
(The Day when He will gather you on the Day of Gathering,) meaning the Day of Resurrection. This is the Day when the earlier and later generations will all be gathered in one area, a caller would be heard by them all, and one's vision would easily see them all. Allah said,
ذلِكَ يَوْمٌ مَّجْمُوعٌ لَّهُ النَّاسُ وَذَلِكَ يَوْمٌ مَّشْهُودٌ
(That is the Day whereon mankind will be gathered together, that is a Day when all will be present.) (11:103), and,
قُلْ إِنَّ الاٌّوَّلِينَ وَالاٌّخِرِينَ - لَمَجْمُوعُونَ إِلَى مِيقَـتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ
(Say: "(Yes) verily, those of old, and those of later times. All will surely be gathered together for appointed meeting of a known Day.") (56:49-50) Allah's statement,
ذَلِكَ يَوْمُ التَّغَابُنِ
(that will be the Day of At-Taghabun) Ibn `Abbas said, "It is one of the names of the Day of Judgement, and that is because the people of Paradise will have gained over the people of the Fire." Qatadah and Mujahid said similarly. Muqatil bin Hayyan said, "There is no mutual loss and gain greater than these entering Paradise and those being taken to the Fire." Allah explained His statement saying;
يَوْمَ يَجْمَعُكُمْ لِيَوْمِ الْجَمْعِ ذَلِكَ يَوْمُ التَّغَابُنِ وَمَن يُؤْمِن بِاللَّهِ وَيَعْمَلْ صَـلِحاً يُكَفِّرْ عَنْهُ سَيِّئَـتِهِ وَيُدْخِلْهُ جَنَّـتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا الاٌّنْهَـرُ خَـلِدِينَ فِيهَآ أَبَداً ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ - وَالَّذِينَ كَفَرُواْ وَكَذَّبُواْ بِـَايَـتِنَآ أُوْلَـئِكَ أَصْحَـبُ النَّارِ خَـلِدِينَ فِيهَا وَبِئْسَ الْمَصِيرُ
(And whosoever believes in Allah and performs righteous deeds, He will expiate from him his sins, and will admit him to Gardens beneath which rivers flow (Paradise), to dwell therein forever; that will be the great success. But those who disbelieved and denied Our Ayat, they will be the dwellers of the Fire, to dwell therein forever. And worst indeed is that destination.) We explained these meanings several times before.
Những kẻ vô đức tin nơi Allah đã khẳng định Allah sẽ không phục sinh họ sống lại từ cõi chết. Hãy nói - hỡi Thiên Sứ - với đám người phủ nhận sự Phục Sinh đó: Không đâu, Ta xin thề với Thượng Đế của Ta, chắc chắn các người sẽ được cho sống lại trong Ngày Tận Thế, rồi sau đó, Ngài sẽ cho các người biết tất cả những gì các người đã làm trên thế gian, và điều đó quả thật rất dễ dàng đối với Ngài, chính Ngài đã tạo hóa các người ở lần đầu tiên thì Ngài thừa năng lực phục sinh các người sau khi các người đã chết để thanh toán và thưởng phạt.
"Orang-orang yang kafir mengatakan, bahwa mereka sekali-kali tidak akan dibangkitkan. Katakanlah, 'Tidak demikian, demi Rabbku, benar-benar kamu akan dibangkitkan, kemudian akan diberitakan kepadamu apa yang telah kamu kerjakan.' Yang de-mikian itu adalah mudah bagi Allah." (At-Taghabun: 7).
(7) Allah سبحانه وتعالى memberitahukan tentang pembangkangan orang-orang kafir, dugaan batil, serta pendustaan mereka terhadap Hari Kebangkitan yang tanpa didasari ilmu, tanpa petunjuk, dan kitab yang menerangi. Kemudian Allah سبحانه وتعالى memerintahkan makh-lukNya yang paling mulia agar bersumpah terhadap Rabbnya akan adanya Hari Kebangkitan, pembalasan amal-amal buruk orang-orang kafir, serta kedustaan mereka terhadap kebenaran. ﴾ وَذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرٞ ﴿ "Yang demikian itu adalah mudah bagi Allah." Karena kebangkitan itu meski berat dan tidak bisa dilakukan oleh makhluk, sebab andai seluruh kekuatan mereka berkumpul untuk menghidupkan satu orang saja yang mati, tentu mereka tidak mampu melakukannya, sedangkan bagi Allah سبحانه وتعالى, jika Dia menghendaki sesuatu hanya dengan berfirman, "Jadilah," maka jadilah sesuatu itu. Allah سبحانه وتعالى berfirman,
﴾ وَنُفِخَ فِي ٱلصُّورِ فَصَعِقَ مَن فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَن فِي ٱلۡأَرۡضِ إِلَّا مَن شَآءَ ٱللَّهُۖ ثُمَّ نُفِخَ فِيهِ أُخۡرَىٰ فَإِذَا هُمۡ قِيَامٞ يَنظُرُونَ 68 ﴿
"Dan ditiuplah sangkakala, maka matilah siapa yang di langit dan di bumi kecuali siapa yang dikehendaki Allah. Kemudian ditiup sangka-kala itu sekali lagi, maka tiba-tiba mereka berdiri menunggu (putusannya masing-masing)." (Az-Zumar: 68).
Nag-angkin ang mga tumangging sumampalataya kay Allāh na si Allāh ay hindi raw bubuhay sa kanila para maging mga buhay matapos ng kamatayan nila. Sabihin mo, O Sugo, sa mga tagapagkailang ito sa pagbubuhay: "Oo naman; sumpa man sa Panginoon ko, talagang bubuhayin nga kayo sa Araw ng Pagbangon, pagkatapos talagang magpapabatid nga sa inyo hinggil sa ginawa ninyo sa Mundo. Ang pagbubuhay na iyon kay Allāh ay magaan sapagkat lumikha na Siya sa inyo sa unang pagkakataon kaya Siya ay nakakakaya sa pagbuhay sa inyo, matapos ng kamatayan ninyo, para maging mga buhay para sa pagtutuos at pagganti."
Los que no creyeron en Al-lah afirmaron que Al-lah no los devolvería a la vida después de su muerte. Mensajero, diles a estas personas que niegan la resurrección: Ciertamente, por mi Señor, serán resucitados en el Día del Juicio. Entonces se les informará de lo que solían hacer en el mundo. La resurrección es fácil para Al-lah, porque Él los creó la primera vez. Por lo tanto, Él es capaz de devolverlos a la vida después de su muerte, para que rindan cuentas y sean retribuidos acorde a sus obras.
Nevjernici u Allaha misle da neće biti oživljeni nakon smrti. Reci ovima koji proživljenje negiraju, o Poslaniče: “Hoćete, bit ćete oživljeni na Sudnjem danu, Gospodara mi moga, pa ćete o onom što ste na dunjaluku radili, doista, biti obaviješteni!”, a ovo proživljenje je Allahu lahko, jer vas je On prvi put stvorio i On vas može opet oživjeti kako biste račun polagali i dobili ono što ste zaslužili.
Those who disbelieved in Allah claimed that Allah will not bring them back to life after their death. Say, O Messenger, to these people who deny resurrection: Indeed, by my Lord, you will be resurrected on the day of judgment. Then you will be told about what you used to do in the world. Resurrection is easy for Allah, for He had created you the first time. Thus, He is able to bring you back to life after your death for the reckoning and recompense.
Ceux qui mécroient prétendent qu’Allah ne les fera pas revenir à la vie après leur mort. Ô Messager, dis à ces gens qui traitent la Ressuscitation de mensonge: Si ! Par mon Seigneur, vous serez ressuscités le Jour de la Résurrection puis vous serez informés de ce que vous avez fait dans le bas monde. Ceci est facile pour Allah puisqu’Il vous créa une première fois et Il a le pouvoir de vous faire revenir en vie après votre mort afin de vous demander des comptes et de vous rétribuer.
Coloro che non hanno creduto in Allāh affermano che Allāh non li farà tornare in vita dopo la morte. Di', o Messaggero, a questi rinnegatori della Resurrezione: "Certo, per il mio Dio, verrete resuscitati nel Giorno della Resurrezione, dopodiché verrete informati di ciò che avete commesso in vita. Tale Resurrezione è cosa facile per Allāh; Egli vi ha creati la prima volta ed Egli è capace di riportarvi in vita, dopo la morte, per il Rendiconto e la Retribuzione".
7- Kâfir olanlar, öldükten sonra asla diriltilmeyeceklerini iddia ettiler. De ki:“Hayır, Rabbime yemin olsun ki mutlaka diriltileceksiniz. Sonra da yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu Allah’a göre pek kolaydır.”
7. Yüce Allah, kâfirlerin inatlarını, bâtıl kanâatlerini ve herhangi bir bilgiye dayanmaksızın, herhangi bir yol gösterici ve aydınlatıcı Kitap olmaksızın öldükten sonra dirilişi inkâr ettiklerini haber vermektedir. Bundan dolayı Yüce Allah, yarattıklarının en şereflisine, Rabbinin adına öldükten sonra onları dirilteceğine, kötü amellerinin ve hakkı yalanlayışlarının cezasını da onlara vereceğine dair yemin etmesini emretmektedir.
"Bu, Allah’a göre pek kolaydır.” Yaratılmış varlıklar için bu çok zor, daha doğrusu imkânsız olsa da, onların hepsi tek bir ölüyü diriltmek için bütün güçleriyle bir araya gelseler bile buna güç yetiremeyecek olsalar da Yüce Allah, bir şeyin var olmasını diledi mi ona: Ol, der, o da hemen oluverir. “Sûra üfürülmüş -Allah’ın diledikleri müstesnâ- göklerde ve yerde olanların hepsi ölmüş olacaktır. Sonra ona ikinci bir defa üfürülür. O anda onlar ayağa kalkar ve bakınırlar.”(ez-Zümer, 39/68)
Kâfirler, ölümlerinden sonra Yüce Allah'ın kendilerini kesinlikle diriltemeyeceğini ileri sürdüler. -Ey Peygamber!- Yeniden dirilmeyi inkâr eden o kimselere de ki: "Hayır! Rabbime ant olsun ki, dünyada yapmış olduklarınıza göre kıyamet günü mutlaka diriltileceksiniz. Bu diriltme Allah'a göre kolaydır. Sizi ilk defa yaratmıştır. O, ölümünüzden sonra sizi hesap ve karşılık için diriltmeye kadirdir."
Orang-orang yang kafir kepada Allah mengklaim bahwa Allah sekali-kali tidak akan membangkitkan mereka dalam keadaan hidup setelah mereka mati. Katakanlah -wahai Rasul- kepada orang-orang yang mengingkari kebangkitan itu, “Benar, demi Tuhanku, kalian akan benar-benar dibangkitkan pada hari Kiamat kemudian kalian akan benar-benar diberitahu tentang apa yang pernah kalian lakukan di dunia. Membangkitkan itu mudah bagi Allah karena Dia telah menciptakan kalian pertama kali, sehingga Dia Mahakuasa untuk membangkitkan kalian dalam keadaan hidup untuk perhitungan amal dan pembalasan.
Berimanlah -wahai manusia- kepada Allah dan berimanlah kepada Rasul-Nya serta berimanlah kepada Al-Qur`ān yang Kami turunkan kepada Rasul Kami. Allah Maha Mengetahui apa yang kalian kerjakan, tidak ada sesuatu pun dari perbuatan kalian yang luput dari-Nya, dan Dia akan membalas kalian atas perbuatan tersebut.
8- O halde Allah’a, Rasulüne ve indirdiğimiz nura iman edin. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
8. Yüce Allah, öldükten sonra dirilişi inkâr edenlerin inkârlarını söz konusu ettikten ve bu tutumlarının Allah’a ve O’nun âyetlerini inkâra götürdüğünü belirttikten sonra, helâk olmaktan ve bedbahtlıktan kurtarıcak hususu emretmektedir.
Bu da Allah’a, Rasûlüne ve O’nun Kitabına iman etmektir. Allah, Kitabını Nur diye adlandırmaktadır. Çünkü nur, karanlığın zıddıdır. Allah’ın, Kitabında indirmiş olduğu hükümler, şer’î buyruklar ve bütün haberler, cahilliğin kopkoyu karanlıklarında kurtarıp hidâyet yolunu gösteren birer nurdur. Bunların aydınlığı ile kapkaranlık gecelerin karanlığında yürünülür.
Hidâyet konusunda Allah’ın Kitabı dışındaki bilgilerin ise faydaları zararlarından, hayırları şerlerinden fazladır. Hatta peygamberlerin getirdikleri ile uyum arzedenler dışındakilerde hayır ve faydanın varlığından dahi söz edilemez.
Allah’a, Rasûlüne ve Kitabına iman etmek, bunlara kesin olarak ve samimiyetle inanmayı, onları tasdik etmeyi, bu tasdikin gereği olan emirleri yerine getirip yasaklardan da kaçınmak sureti ile de amel etmeyi gerektirir.
"Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” İyi amellerinizin mükâfatını ve kötü amellerinizin cezasını size verecektir.
Ô gens, croyez en Allah et en Son Messager et croyez au Coran que Nous avons révélé à Notre Messager. Allah sait le mieux ce que vous faites. Rien de vos agissements ne Lui est inconnu et Il vous rétribuera selon leur nature.
Kaya sumampalataya kayo, O mga tao, kay Allāh, sumampalataya kayo sa Sugo Niya, at sumampalataya kayo sa Qur'ān na pinababa Niya sa Sugo Niya. Si Allāh sa anumang ginagawa ninyo ay Mapagbatid: walang nakakukubli sa Kanya mula sa mga gawain ninyo na anuman, at gaganti sa inyo sa mga ito.
Do đó, các ngươi – hỡi nhân loại – hãy tin tưởng nơi Allah và Thiên Sứ của Ngài, hãy đi theo sự hướng dẫn của Kinh Qur’an mà TA đã ban xuống cho vị Thiên Sứ của TA. Và Allah luôn am tường và thấu rõ mọi điều các ngươi làm, không một hành động nào có thể che giấu được Ngài và Ngài sẽ thưởng phạt cho mỗi hành động và việc làm của các ngươi vào Ngày Phán xét.
The Quran.
"Maka berimanlah kamu kepada Allah dan RasulNya dan kepada cahaya (al-Qur`an) yang telah Kami turunkan, Dan Allah Maha Mengetahui apa yang kamu kerjakan." (At-Taghabun: 8).
(8) Setelah Allah سبحانه وتعالى menyebutkan keingkaran orang yang memungkiri Hari Kebangkitan dan hal itu mewajibkan mereka kufur terhadap Allah سبحانه وتعالى dan tanda-tanda kebesaranNya, selan-jutnya Allah سبحانه وتعالى memerintahkan apa yang bisa membentengi diri dari kesengsaraan dan kebinasaan yaitu beriman kepada Allah سبحانه وتعالى, RasulNya, dan KitabNya yang disebut Allah سبحانه وتعالى sebagai cahaya, karena cahaya adalah kebalikan dari kegelapan. Hukum, syariat, dan kabar yang terdapat di dalam kitab yang diturunkan Allah سبحانه وتعالى adalah cahaya yang bisa dijadikan petunjuk dalam kelamnya ke-bodohan yang amat gelap gulita, bisa dijadikan petunjuk dalam kegelapan malam. Petunjuk selain kitab Allah سبحانه وتعالى banyak dampak bahayanya daripada manfaatnya. Keburukannya lebih banyak daripada kebaikannya. Bahkan tidak ada kebaikan dan manfaat pada petunjuk selain kitab Allah سبحانه وتعالى kecuali yang sesuai dengan yang dibawa Rasul. Keimanan terhadap Allah سبحانه وتعالى, Rasul dan Kitab-Nya mengharuskan keteguhan sempurna dan keyakinan yang benar dan diamalkan sesuai dengan tuntutan pembenaran tersebut dengan melakukan perintah-perintah dan menjauhi larangan-la-rangan. ﴾ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرٞ ﴿ "Dan Allah Maha Mengetahui apa yang kamu kerjakan," di mana Allah سبحانه وتعالى akan membalas amal baik dan amal buruk kalian.
Quindi credete in Allāh, o gente, e credete al Suo Messaggero, e credete nel Corano che abbiamo rivelato al Nostro Messaggero, e Allāh è ben Informato di ciò che fate, nessuna vostra azione Gli è nascosta e vi retribuirà per questo.
فَآمِنُوا بِاللَّـهِ وَرَسُولِهِ وَالنُّورِ الَّذِي أَنزَلْنَا (So, believe in Allah and His Messenger, and in the light We have sent down…64:8). The word Nur [ light ] in this context refers to the Qur’ an. ‘Light’ fulfils two functions: In the first place it is itself luminous and in the second place it makes other things luminous and bright. The Qur’ an, on account of its miraculous nature, is itself luminous, and it illuminates what pleases or displeases Allah, the sacred laws, injunctions and commands, and the realities of the Hereafter, which human being ought to know.
Zato, o ljudi, vjerujte u Allaha i Poslanika Njegova i u Kur'an, koji objavljujemo našem Poslaniku! Allah u potpunosti zna ono što vi radite, ništa Mu od vaših postupaka nije skriveno i On će vas za njih adekvatno tretirati.
-Ey insanlar!- Allah'a iman edin. O'nun Peygamberine iman edin. Resulümüze indirdiğimiz Kur'an'a iman edin. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. Yaptıklarınızdan hiçbir şey O'na gizli kalmaz. O, buna göre size karşılığınızı verecektir.
So have faith, O people, in Allah and have faith in His Messenger. Have faith in the Qur’ān which I revealed to My messenger. Allah is aware of what you do. None of your actions are hidden from Him and He will give you the recompense for them.
Así que tengan fe, gentes, en Al-lah, y tengan fe en Su Mensajero. Tengan fe en el Corán que le revelé a Mi mensajero. Al-lah es consciente de lo que hacen. Ninguna de sus acciones está oculta de Él y Él los retribuirá por ellas.
9- O gün Allah, sizleri toplanma gününde (diriltip) bir araya toplayacaktır. İşte bu, aldanış günüdür. Kim Allah’a iman edip salih amel işlerse Allah onun kötülüklerini örter ve onu ebedi kalmak üzere altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar. İşte büyük kurtuluş da budur.
10- Kâfir olup âyetlerimizi yalanlayanlara gelince işte onlar da cehennemliklerdir ve orada ebediyen kalacaklardır. O, ne kötü bir dönüş yeridir!
9. Yani Yüce Allah’ın öncekileri ve sonrakileri toplayıp bir araya getireceği toplanma gününü düşünün. O gün Allah, onları çok dehşetli olan mahşerde durduracak ve yaptıklarını kendilerine haber verecektir. İşte o vakit insanlar arasındaki fark ve aldanış açıkça ortaya çıkacaktır. Birtakım kimseler, her türlü lezzet ve arzuyu ihtiva eden pek yüksek köşklerde, çok yüce konaklarda yüceler yücesine (a’lây-ı illiyîne) yükseltilecektir. Buna karşılık birtakım topluluklar da gam, keder, üzüntü ve çetin azabın yeri olan, aşağılar aşağısına (esfel-i safiline) alçaltacaktır.
Bu ise kendileri için dünya hayatında iken yapıp gönderdiklerinin bir sonucudur. Bundan dolayı Yüce Allah “İşte bu, aldanış günüdür” buyurmaktadır. Yani o günde insanların aldanışlarının ve onlar arasındaki farklılıkların açığa çıkacağı bir gündür. O gün mü’minlerin durumu, fasıkların aldanmış olduklarını ortaya çıkaracak ve günahkârlar hakikat namına hiçbir şeye sahip olmadıklarını, gerçekten hüsrana uğrayanlar olduklarını anlamış olacaklardır.
Sanki: Kurtuluş ile bedbahtlık, nimetlere nail olmak ile azaba mahkûm olmak neye göre olur? diye sorulmuş gibi Yüce Allah bunların sebeplerini söz konusu etmekte ve şöyle buyurmaktadır:
"Kim Allah’a iman edip” Allah’ın iman edilmesini emretmiş olduğu bütün hususları kapsayacak şekilde tam anlamı ile iman ederse, Allah’ın da kullarının da haklarını edâ etmek sureti ile de farz ve nafile kabilinden “salih amel işlerse, Allah onun kötülüklerini örter ve onu ebedi kalmak üzere altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar.” O cennetler, canların çektiği, gözlerin zevk aldığı, ruhların tatmin olduğu, kalplerin kendisine bağlandığı, her türlü istek ve arzunun en nihai noktasının bulunduğu bir yerdir. “İşte büyük kurtuluş da budur.”
10. “Kâfir olup âyetlerimizi yalanlayanlara” şer’î ve aklî herhangi bir dayanakları olmaksızın bunları inkâr edenlere, kendilerine apaçık belgeler ve deliller gelmiş olmakla birlikte bunların gösterdikleri gerçekleri yalanlayarak onlara karşı inat edenlere “gelince onlar cehennemliklerdir ve orada ebediyen kalacaklardır. O, ne kötü bir dönüş yeridir!” Çünkü orada her türlü bedbahtlık, sıkıntı, ağır ve çetin azaplar vardır.
Recuerda, Mensajero, el día en que Al-lah los reunirá en el Día del Juicio para darles la recompensa por sus acciones. Ese es el día en que el fracaso de los incrédulos se hará evidente, ya que los creyentes heredarán las moradas en el Paraíso, mientras que los incrédulos heredarán las moradas en el Fuego. A aquellos que tienen fe en Al-lah y obran con rectitud, Al-lah les perdonará sus pecados y los introducirá en jardines con palacios y árboles, bajo los cuales fluyen los ríos, donde vivirán por toda la eternidad y el deleite será sin fin. Ese es el gran triunfo, al que ningún otro triunfo puede igualar.
Remember, O Messenger, the day when Allah will gather you on the Day of Judgement to give you the recompense for your actions. That is the day when the loss of the disbelievers will become clear, as the believers will inherit the homes of the people of the Fire in Paradise, and the people of the Fire will inherit the homes of the people of Paradise in the Fire. Those who have faith in Allah and do righteous deeds, Allah will remit their sins from them and enter them into gardens, under the palaces and trees of which rivers flow, to live in them forever and never to come out, the bliss of which will not end. That which they attained is the great success, which no other success can come close to.
Spomeni, o Poslaniče, dan u kojem će vas Allah sakupiti, kako bi vas za vaša djela nagradio ili kaznio. Tog dana doći će do izražaja propast i manjkavost nevjernika, jer će vidjeti vjernike na visokim položajima u Džennetu, dok će oni u vatri zauzeti pozicije koje su bile pripremljene za džennetlije u slučaju da su bili nepokorni. Onome ko vjeruje u Allaha i radi dobra djela, bit će oprošteni grijesi i bit će uveden u Džennet ispod čijih dvorova i drveća teku rijeke, u tom Džennetu će vječno ostati i nikada iz njega neće izići, niti će blagodat u kojoj uživaju ikada prestati. To što će dobiti je veliki uspjeh sa kojim se nijedan drugi uspjeh ne može porediti.
Banggitin mo, O Sugo, sa Araw na magtitipon sa inyo si Allāh para sa Araw ng Pagbangon upang gumanti sa inyo sa mga gawain ninyo. Ang Araw na iyon na lalantad doon ang kalugihan ng mga tagatangging sumampalataya at ang pagkukulang nila yayamang magmamana ang mga mananampalataya ng mga tuluyan sana sa Hardin ng mga alagad ng Apoy at magmamana ang mga alagad ng Apoy ng mga tuluyan sana sa Apoy ng mga alagad ng Hardin. Ang sinumang sumasampalataya kay Allāh at gumagawa ng gawang matuwid ay magtatakip si Allāh rito sa mga masagwang gawa nito at magpapapasok Siya rito sa mga Hardin na dumadaloy mula sa ilalim ng mga palasyo ng mga ito at mga punong-kahoy ng mga ito ang mga ilog bilang mga mamamalagi sa mga ito magpakailanman. Hindi sila lalabas mula sa mga ito at hindi mapuputol sa kanila ang kaginhawahan sa mga ito. Ang matatamo nilang iyon ay ang pagkatamong sukdulan na walang nakapapantay rito na isang pagkatamo.
يَوْمَ يَجْمَعُكُمْ لِيَوْمِ الْجَمْعِ ۖ ذَٰلِكَ يَوْمُ التَّغَابُنِ ([ Be mindful of ] the day when He will gather you for the Day of Gathering. That will be the Day of loss and gain…64:9) ‘The Day of Gathering’ and ‘the Day of Loss and gain’ are both the names of the Day of Judgment. The reason why that day is called ‘The Day of Gathering’ is quite obvious. On that day all creations, the earlier generation as well as the later generations, will be brought together to give account of their deeds and for reward and punishment. The reason for calling the day a ‘The Day of Loss and Gain’ is because the word taghabun is derived from ghabn which means ‘loss’. Financial loss as well as mental deficiency is referred to as ghabn. Imam Raghib Isfahani in his Mufrada-ul-Qur’ an says that when the word refers to financial loss, it is expressed in the passive voice thus ghubina fulanun ‘so-and-so suffered financial loss’. When one wants to say that ‘he was or became deficient in his opinion or judgment’, one would express it thus ghabina from the tri-literal verb form, the second radical being vowelled with kasrah [-i-] on the measure of sami’ a. the word taghabun is a two-way process and signifies ‘mutuality of actions’, where two parties mutually cause loss of each other, or they make manifest each other’ s loss. In the context of this verse, however, it is one-sided or one-way process of making manifest of non-believer’ s loss. The latter sense is also its recognized use. ‘The Day of Loss and Gain’ is so called because, according to authentic Traditions, Allah has created two abodes for everyone in the Hereafter_one in Hell and another in Paradise. Before admitting the righteous believers to Paradise, they will be shown the abode in Hell, which they would have received if they failed to believe and act righteously, so that they may appreciate their abode in Paradise more highly and thank Allah more profoundly. On the other hand, the non-believers will be shown their abode in Paradise, which they would have received had they believed and acted righteously, so that they may regret more bitterly and be more remorseful. These narratives also tell us that the abodes in Paradise that were prepared for the non-believers will be given to the believers in Paradise, and the abodes in Hell that were prepared for the believers will be given to the non-believers in Hell. These Traditions are elaborately recorded in the two Sahihs and other collections of Traditions. When the inmates of Paradise will attain the places originally prepared for the disbelievers, the latter will realize what they have lost what they have gained.
Sahih Muslim, Tirmidhi and others record on the authority of Sayyidna Abu Hurairah ؓ that the Messenger of Allah ﷺ asked the noble Companions: “ Do you know who is a pauper?” They replied: “ One who has no possessions.” The Messenger ﷺ said that a pauper in my community is one who will come on the Day of Judgment with a heap of righteous deeds, such as prayers, fasting, alms-giving and so on, but he might have reviled someone in the world, or he might have slandered another person, or he might have killed or murdered some other person, and he might have taken away someone’ s property unlawfully. All these people will gather around him and demand their rights. One will take away his prayers, another will snatch away his fasts, someone will take away his alms and a third person will carry away his other good deeds. When all his good deeds would be exhausted, the sins of the oppressed will be loaded on the oppressor, and in this way the score will be settled. Consequently, he will be purshed into the Fire of Hell. [ Mazhari ]
It is recorded in the Sahih of Bukahri that the Holy Prophet ﷺ has said, “ Whoever has an obligation towards someone should discharge it or ask his obligor to forgive it here in this world. Otherwise, he will have no dirhams or dinars (money) there in the Hereafter to set off his liabilities. The obligors will be given the good deeds of the debtor in lieu of their unfulfilled rights. When his good deeds will be exhausted, the sins of the oppressed will be added to the account of the oppressor.”
Sayyidna Ibn ‘Abbas ؓ and other leading authorities on Tafsir have given the foregoing reason for naming the Day of Judgment as ‘The Day of Loss and Gain’. Other authorities express the view that the grief of loss will not only be felt by the miserable non-believers, but also by the righteous believers. The latter will feel a sense of loss in that they will bitterly regret that they wasted much of their time in life and failed to carry out more good deeds, so as to attain more blessings and favours in Paradise, as is stated in a Prophetic Tradition.
مَن جَلَسَ مَجلِسًا لَّم یَذکُرِ اللہَ فِیہِ کَانَ عَلَیہِ تِرَۃً یَومَ القِیامَۃِ
(He who sits in an assembly and does not remember Allah in the entire session, this assembly will be a source of bitter regret for him.)
Qurtubi writes that on that Day every believer will feel a sense of loss on account of shortcomings in the fulfillment of his duties and obligations in life. Naming the Judgment Day as the ‘Day of Loss and Gain’ is like its being named as ‘The Day of (Bitter) Regret’ in Surah Maryam, thus وَأَنذِرْهُمْ يَوْمَ الْحَسْرَةِ إِذْ قُضِيَ الْأَمْرُ ‘And warn them of the Day of (Bitter) Regret when the affair will be resolved…19:39). Ruh-ul-Ma’ ani interprets this verse as implying that on that day the unjust and unrighteous people will bitterly regret their shortcomings, and the righteous believers will regret their shortcomings in the performance of their righteous deeds. In this way, everyone on the Day of Judgment will regret and have a feeling of loss as his shortcomings. Therefore, this day is named as the ‘Day of Loss and Gain’.
E rammenta, o Messaggero, del giorno in cui Allāh vi radunerà, nel Giorno della Resurrezione, per giudicarvi secondo le vostre azioni; il giorno in cui verrà rivelata la sconfitta dei miscredenti e la loro perdita, quando i credenti erediteranno le dimore della gente dell'Inferno, nel Paradiso, mentre la gente dell'Inferno erediterà le dimore della gente del Paradiso, nell'Inferno. E chi crede in Allāh e compie buone azioni, Allāh perdonerà i suoi peccati e lo introdurrà nel Paradiso sotto i cui palazzi e alberi scorrono fiumi, in cui resteranno in eterno, senza mai uscirne, e la cui beatitudine non avrà tregua. Ciò che hanno ottenuto è il grande trionfo senza pari.
Ngươi - hỡi Thiên Sứ - hãy nhớ đến Ngày Triệu Tập, Ngày mà Allah sẽ triệu tập tất cả nhân loại từ thuở ban đầu cho đến thời cuối cùng của thế gian. Trong Ngày hôm đó sẽ có người thắng kẻ thua, những người có đức tin sẽ là những người chiến thắng và những kẻ vô đức tin, làm điều sai quấy sẽ là những kẻ thua thiệt và thất bại. Do đó, người nào tin tưởng Allah và thi hành theo lệnh của Ngài thì y sẽ được xóa hết tội lỗi và sẽ an lành đi vào Thiên Đàng với những Ngôi Vườn bên dưới có các dòng sông chảy, với những tòa lâu đài và cây cối, y sẽ sống trong đó đời đời, và sự vĩnh hằng trong Thiên Đàng chính là một sự thắng lợi vĩ đại không có một sự thắng lợi nào khác vĩ đại hơn.
"(Ingatlah) hari (yang di waktu itu) Allah mengumpulkan kamu pada hari pengumpulan (untuk dihisab), itulah hari ditam-pakkannya kesalahan-kesalahan. Dan barangsiapa yang beriman kepada Allah dan mengerjakan amal shalih, niscaya Allah akan menutupi kesalahan-kesalahannya dan memasukkannya ke dalam surga yang mengalir di bawahnya sungai-sungai, mereka kekal di dalamnya selama-lamanya. Itulah keberuntungan yang besar. Dan orang-orang yang kafir dan mendustakan ayat-ayat Kami, mereka itulah penghuni-penghuni neraka, mereka kekal di dalam-nya. Dan itulah seburuk-buruk tempat kembali." (At-Taghabun: 9-10).
(9) Maksudnya, ingatlah hari di mana pada hari itu Allah سبحانه وتعالى akan mengumpulkan semua manusia dari yang pertama hingga yang terakhir. Allah سبحانه وتعالى memberhentikan mereka di tempat pem-berhentian yang mengerikan dan agung. Allah سبحانه وتعالى akan memberi-tahukan apa pun yang mereka lakukan. Pada hari itu nampaklah perbedaan dan pengumpulan antara manusia. Ada yang diangkat ke tingkat tinggi di kamar-kamar atas dan tempat tinggal yang tinggi yang mencakup berbagai macam kenikmatan dan keinginan. Ada juga yang ditempatkan di tempat yang paling rendah. Tempat kesedihan, duka, dan siksaan yang dahsyat. Hal itu disebabkan oleh perbuatan-perbuatan yang mereka persembahkan untuk diri mereka sendiri selama hidup mereka. Karena itu Allah سبحانه وتعالى berfirman, ﴾ ذَٰلِكَ يَوۡمُ ٱلتَّغَابُنِۗ ﴿ "Inilah hari ditampakkannya kesalahan-kesalahan," mak-sudnya, pada hari itu nampak kesalahan-kesalahan dan perbeda-an-perbedaan antara manusia. Hari itu orang-orang Mukmin yang fasik merugi dan orang-orang yang berdosa diketahui bahwa me-reka bukan apa-apa dan mereka adalah orang-orang yang merugi. Seolah-olah dikatakan, "Dengan apa keberuntungan, kesengsaraan, nikmat dan azab bisa didapatkan?" Allah سبحانه وتعالى menyebutkan penye-bab semua hal itu seraya berfirman, ﴾ وَمَن يُؤۡمِنۢ بِٱللَّهِ ﴿ "Dan barangsiapa yang beriman kepada Allah," dengan keimanan yang sempurna yang mencakup seluruh hal yang diperintahkan Allah سبحانه وتعالى agar diimani, ﴾ وَيَعۡمَلۡ صَٰلِحٗا ﴿ "dan mengerjakan amal shalih," berupa amalan-amalan wajib dan sunnah dengan menunaikan hak-hak Allah سبحانه وتعالى dan hak-hak sesama manusia, ﴾ يُدۡخِلۡهُ جَنَّٰتٖ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ ﴿ "niscaya Allah akan menutupi kesalahan-kesalahannya dan memasukkannya ke dalam surga yang mengalir di bawahnya sungai-sungai," di dalamnya terda-pat apa pun yang diinginkan jiwa, dipandang nikmat oleh mata, dipilih oleh ruh, diinginkan hati dan puncak segala yang diingin-kan. ﴾ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدٗاۚ ذَٰلِكَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ ﴿ "Mereka kekal di dalamnya selama-lamanya. Itulah keberuntungan yang besar."
(10) ﴾ وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَكَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَآ ﴿ "Dan orang-orang yang kafir dan mendustakan ayat-ayat Kami," maksudnya, kufur terhadapnya tanpa dilandasi dasar syar'i maupun akal, bahkan dalil-dalil dan penje-lasan-penjelasan itu datang kepada mereka, namun mereka men-dustakan dan menentangnya, ﴾ أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلنَّارِ خَٰلِدِينَ فِيهَاۖ وَبِئۡسَ ٱلۡمَصِيرُ ﴿ "mereka itulah penghuni-penghuni neraka, mereka kekal di dalamnya. Dan itulah seburuk-buruk tempat kembali." Karena neraka itu menca-kup segala keburukan, kengerian, kesengsaraan, dan siksa.
-Ey Peygamber!- Allah'ın kıyamet günü, sizi toplayacağı ve size amellerinizin karşılığını vereceği günü hatırla. O gün, kâfirlerin zararının ve eksikliklerinin ortaya çıktığı gündür. Çünkü Müminler o gün, kâfirlerin cennetteki yerlerine mirasçı olurlar. Kâfirler de Müminlerin cehennemdeki yerlerine mirasçı olurlar. Kim Allah'a iman eder ve salih ameller işlerse Yüce Allah, onun günahlarını örter ve onları, içinde ebedî olarak kalacakları, sarayları ve ağaçları altından ırmaklar akan cennetlere koyar. Onlar oradan çıkmazlar, cennetin nimetleri devamlıdır, onlardan kesilmez. İşte onların elde ettikleri bu kazanç, hiçbir kazancın kendisine yakınlaşamayacağı en büyük kazançtır.
People take the world to be a place of winning or losing (taghabun). One who is successful here becomes very happy, but one who meets with failure is looked upon with contempt. In this world, however, success is as valueless as failure is. The place of true success or failure is the Hereafter. One is a failure if he fails in the Hereafter and successful if he is successful in the Hereafter, and the criterion of success or failure there is entirely different from that of this world, where it is based on outward materialism: success or failure in the Hereafter will be on the basis of Divine moral values. At that time, people will be surprised to see that the whole complexion of things has completely changed. Gaining, which was considered as such will actually turn out to be losing, while what was considered as losing will turn out to be gaining in the real sense. Failure on that Day is real failure and success on that Day will be real success.
Ingatlah -wahai Rasul- hari saat Allah mengumpulkan kalian pada hari Kiamat guna memberi balasan kepada kalian atas perbuatan kalian. Hari itu adalah benar-benar hari yang menampakkan kerugian dan kekurangan orang-orang kafir karena orang-orang-orang yang beriman menggantikan kapling penghuni neraka di surga dan penghuni neraka menggantikan kapling penghuni surga di neraka. Barang siapa beriman kepada Allah dan mengerjakan amal saleh maka Allah menghapuskan kesalahan-kesalahannya darinya dan memasukkannya ke dalam surga-surga yang di bawah istana-istana dan pepohonannya mengalir sungai-sungai, mereka menetap kekal di dalamnya, tidak keluar darinya selamanya, dan tidak pernah terputus kenikmatannya dari mereka. Hal yang mereka dapatkan itu adalah kemenangan besar yang tiada bandingnya.
Ô Messager, rappelle-toi qu’Allah vous rassemblera le Jour de la Résurrection afin de vous demander des comptes. C’est durant ce jour-là qu’apparaîtra distinctement la perte et la déficience des mécréants, car les croyants hériteront des demeures des gens de l’Enfer au Paradis et les gens de l’Enfer hériteront des demeures des gens du Paradis en Enfer. Quiconque croit en Allah et accomplit de bonnes œuvres, Allah effacera ses péchés et le fera entrer dans des vergers où les rivières coulent sous les palais et les arbres et les y fera demeurer éternellement sans qu’ils n’en sortent jamais, ni que les délices dont ils jouiront ne s’interrompent. Ceci est le succès suprême qui n’est égalé par aucun autre.
E quelli che non hanno creduto in Allāh e che hanno smentito i Nostri Segni che abbiamo rivelato al Nostro Messaggero, costoro sono la gente del Fuoco, in cui resteranno in eterno: che infausto il loro destino!
Ang mga tumangging sumampalataya kay Allāh at nagpasinungaling sa mga tanda Niya na pinababa Niya sa Sugo Niya, ang mga iyon ay ang mga maninirahan sa Apoy bilang mga mamamalagi roon magpakailanman. Kay pangit bilang kahahantungan ang kahahantungan nila!
Those who disbelieved in Allah and reject My verses, which I revealed to My messenger, they are the people of the Fire who will remain there forever. What an evil destination is theirs!
Allah'ı inkâr edenlere ve resulümüze indirdiğimiz ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar cehennem ehlidirler. Onlar, orada ebedî kalacaklardır. Onların varacakları yer ne kötü ve çirkin bir varış yeridir.
Orang-orang yang kafir terhadap Allah dan mendustakan ayat-ayat Kami yang telah Kami turunkan kepada Rasul Kami, mereka adalah penghuni neraka, mereka menetap di dalamnya selamanya. Sungguh, seburuk-buruk tempat kembali adalah tempat kembali mereka.
Los que no creyeron en Al-lah y rechazaron Mis aleyas, que le revelé a Mi mensajero, son las personas del Fuego que permanecerán allí para siempre. ¡Qué terrible es su destino!
Oni koji ne vjeruju u Allaha i poriču ajete koje Mi objavljujemo našem Poslaniku, biće vječni stanovnici Vatre, a ružno li je to boravište.
Ceux qui mécroient en Allah et traitent de mensonges les versets que Nous avons révélés à Notre Messager, sont les gens de l’Enfer où ils demeureront éternellement et quelle mauvaise destination que la leur.
Trái lại, với những ai phủ nhận Allah và bác bỏ các lời mặc khải mà TA đã thiên khải cho Thiên Sứ của TA, những kẻ đó sẽ bị tống vào Hỏa Ngục đời đời kiếp kiếp. Và đó quả thật là một nơi quay về thật tồi tệ và thảm hại.
11- Allah’ın izni olmadıkça (kimsenin başına) hiçbir musibet gelmez. Kim Allah’a iman ederse O, onun kalbine hidâyet verir. Allah, her şeyi en iyi bilendir.
12- Allah’a itaat edin, peygambere de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz (bilin ki) peygamberimize düşen ancak apaçık bir tebliğdir.
13- Allah; O’ndan başka (hak) ilâh yoktur. O halde mü’minler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.
11. “Allah’ın izni olmadıkça (kimsenin başına) hiçbir musibet gelmez.” Bu; can, mal, evlât, sevilen şeyler vb. gibi her bir konuda gelip çatan bütün musibetler hakkında umumidir. Kullara ne isabet ederse Allah’ın kaza ve kaderi iledir. Yüce Allah, bunların olacaklarını önceden bilmiştir, Kalemi bunları yazmıştır, bu konuda meşîeti gerçekleşmiştir ve hikmeti de bunu gerektirmiştir.
Fakat esas mesele şudur: Kul, böyle bir konumda üzerindeki görevi yerine getirecek midir getirmeyecek midir? Eğer görevini yerine getirecek olursa onun için dünyada da âhirette de pek büyük ecir ve oldukça güzel bir mükâfat vardır. Eğer bu musibetin Allah’tan geldiğine inanıp buna razı olur ve işini Allah’a havale ederse, Allah kalbine hidâyet verir ve bunun sonucunda kalbi huzur ve sükun bulur. Allah’ın kalbine hidâyet vermediği kimselerde görüldüğü şekli ile musibetler dolayısı ile dehşete düşüp feveran etmez. Aksine ona Yüce Allah, bu musibetlerin gelmesi esnasında sebat ihsan eder ve sabrın gereklerini yerine getirmesini sağlar. Böylelikle o, onun için Kıyamet gününe saklanacak pek büyük mükâfatların yanında dünyevî mükâfatları da elde eder. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Sabredenlere mükafatları hiç şüphesiz hesapsız verilir.”(ez-Zümer, 39/10)
Buradan şu da anlaşılmaktadır: Musibetlerin geldiği esnada Allah’ın kaza ve kaderini göz önünde bulundurmayarak Allah’a iman etmeyen, aksine sadece sebeplere bağlı kalan kimselere Allah’ın yardımı erişmez ve Allah, o kimseleri kendi hallerine bırakır. Kul, kendi haline bırakılacak olursa onda tahammülsüzlükten ve sabırsızlıktan başka bir şey görülmez. Bu ise kulun âhiretteki cezasından önce daha dünyada iken cezalandırılması demektir. Bu cezaya sebep ise yerine getirmesi gereken sabırdaki kusurudur. Yüce Allah’ın:“Kim Allah’a iman ederse O, onun kalbine hidâyet verir” buyruğunun, musibetlerle ilgili özel konumuna dair hususi açıklaması böyledir.
Buyruğun umumi anlamı açısından söyleneceklere gelince Yüce Allah şunu haber vermektedir: Allah’a, meleklerine, Kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, hayrı ve şerri ile kadere inanıp emrolunduğu şekilde iman etmek ve imanın gerektirdiği vazifeleri yerine getirerek imanı doğrulamak… işte kulun yerine getireceği bu sebep, Allah’ın, kendisine sözlerinde, fiillerinde, bütün hallerinde, ilim ve amellerinde hidâyet nasip etmesini sağlayan en büyük sebeptir. Bu, Yüce Allah’ın iman ehline vermiş olduğu en üstün ve en değerli mükâfattır. Nitekim Yüce Allah, mü’minlere dünya hayatında da âhiret hayatında da sebat vereceğini bildirmiştir. Asıl sebat ise her türlü imtihan ve sıkıntı ile karşı karşıya kalınması esnasında kalbin sabır ve sebat göstermesi ve sağlam inancının hiçbir şekilde sarsıntıya uğramamasıdır. Yüce Allah, bu hususta şöyle buyurmaktadır:“Allah iman edenlere dünya hayatında da âhirette de sarsılmaz sözle sebat verir.”(İbrahim, 14/27)
İnsanlar arasında kalpleri en doğru olan, insanı tedirgin ve huzursuz eden olaylar karşısında en sarsılmaz olanlar iman ehli kimselerdir. Bunun sebebi de sahip oldukları imandır.
12. “Allah’a itaat edin, peygambere de itaat edin.”Yani onların emirlerini yerine getirin ve yasaklarından uzak durun. Şüphesiz ki Allah’a itaat de peygamberine itaat de mutluluğun temeli ve kurtuluşun adresidir.“Eğer” Allah’a ve Rasûlüne itaat etmekten “yüz çevirirseniz (bilin ki) peygamberimize düşen ancak apaçık bir tebliğdir.” Yani o, kendisi ile gönderilenleri size tebliğ etmek üzere açık seçik bir şekilde bildirir, açıklar. Böylelikle size karşı delil ortaya konmuş olur. Sizin hidâyete iletilmeniz onun elinde olmadığı gibi sizin hesabınızı görmek de ona düşmez. Allah’a ve Rasûlüne itaat edip etmemekten dolayı sizi hesaba çekecek olan, gizli ve açık her şeyi bilen Yüce Allah’tır.
13. “Allah; O’ndan başka (hak) ilâh yoktur.” İbadete ve uluhiyete/ilâhlığa lâyık olan yalnız O’dur. O’nun dışındaki bütün mabudlar ise bâtıldır, sahtedir.
"O halde mü’minler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.” Karşı karşıya kaldıkları bütün hususlarda, yerine getirmek istedikleri her şeyde sadece O’na güvenip dayansınlar. Çünkü Allah’ın yardımı olmadan hiçbir iş kolayca yerine getirilemez. Bunun tek yolu, Allah’a güvenip dayanmaktır. Allah’a güvenip dayanmak ise kulun Rabbi hakkında hüsn-ü zan beslemesi, O’na güvenip dayandığı hususlarda Allah’ın kendisine yeterli olacağına tam olarak güven duyması ile gerçekleşir. Kulun, tevekkülünün güçlü ya da zayıf olması da sahip olduğu iman oranındadır.
Bất cứ tai họa nào xảy ra với con người về tài sản hoặc con cái đều là do Allah định đoạt và an bài. Người nào tin tưởng Allah cũng như sự Tiền Định thì Ngài sẽ hướng dẫn con tim của y luôn được thanh thản và hài lòng với định mệnh. Và Allah luôn hiểu biết hết mọi điều, không có gì giấu giếm được Ngài.
"Tidak ada sesuatu musibah pun yang menimpa seseorang kecuali dengan izin Allah; dan barangsiapa yang beriman kepada Allah, niscaya Dia akan memberi petunjuk kepada hatinya. Dan Allah Maha Mengetahui segala sesuatu. Dan taatlah kepada Allah dan taatlah kepada Rasul, jika kamu berpaling, maka sesungguh-nya kewajiban Rasul Kami hanyalah menyampaikan (amanat Allah) dengan terang. (Dia-lah) Allah, tidak ada tuhan yang berhak disembah melainkan Dia. Dan hendaklah orang-orang yang Muk-min bertawakal kepada Allah saja." (At-Taghabun: 11-13).
(11) Allah سبحانه وتعالى berfirman, ﴾ مَآ أَصَابَ مِن مُّصِيبَةٍ إِلَّا بِإِذۡنِ ٱللَّهِۗ ﴿ "Tidak ada sesuatu musibah pun yang menimpa seseorang kecuali dengan izin Allah." Ini berlaku secara umum untuk berbagai musibah yang menimpa diri, harta, anak, orang-orang tercinta, dan lainnya. Semua yang menimpa manusia berdasarkan Qadha` dan Qadar Allah سبحانه وتعالى. Allah سبحانه وتعالى telah mengetahui hal itu sebelumnya, penaNya telah menulis semua takdir dan ketentuan. Dengan pena itu, kehendak dan hik-mahNya berlaku. Namun yang amat penting adalah apakah ma-nusia menunaikan tugasnya dalam hal Qadha` dan Qadar ataukah tidak? Jika ia menunaikannya, maka ia akan mendapatkan pahala yang besar dan indah, baik di dunia maupun di akhirat. Jika per-caya bahwa semua yang menimpanya berasal dari sisi Allah سبحانه وتعالى, merelakannya, dan menyerahkan masalahnya, maka Allah سبحانه وتعالى akan menunjukkan hatinya sehingga ia akan merasa tenang dan tidak gentar ketika tertimpa berbagai musibah, tidak seperti yang terjadi pada orang yang hatinya tidak diberi petunjuk oleh Allah سبحانه وتعالى. Allah سبحانه وتعالى memberikan keteguhan pada orang yang hatinya diberi petun-juk ketika musibah datang serta bersikap sabar. Dengan demikian, ia mendapatkan pahala besar di samping pahala besar yang disim-pan Allah سبحانه وتعالى pada Hari Pembalasan kelak. Ini sejalan dengan Firman Allah سبحانه وتعالى,
﴾ إِنَّمَا يُوَفَّى ٱلصَّٰبِرُونَ أَجۡرَهُم بِغَيۡرِ حِسَابٖ 10 ﴿
"Sesungguhnya hanya orang-orang yang bersabarlah yang dicu-kupkan pahala mereka tanpa batas." (Az-Zumar: 10).
Dari sini dapat diketahui, bahwa orang yang tidak beriman kepada Allah سبحانه وتعالى pada saat tertimpa musibah karena tidak mema-hami takdir dan ketentuan Allah سبحانه وتعالى namun hanya terbatas pada sebab-sebabnya saja, maka ia telah dihinakan, dan Allah-pun me-nyerahkan urusannya itu pada dirinya sendiri. Apabila seorang hamba telah diserahkan pada dirinya sendiri padahal jiwa manusia itu hanya bisa berkeluh kesah dan bersedih, maka hal itu merupa-kan siksaan yang disegerakan bagi seorang hamba sebelum siksaan akhirat nanti karena tidak menunaikan kewajiban bersabar. Inilah yang berkaitan dengan Firman Allah تعالى, ﴾ وَمَن يُؤۡمِنۢ بِٱللَّهِ يَهۡدِ قَلۡبَهُۥۚ ﴿ "Dan barangsiapa yang beriman kepada Allah, niscaya Dia akan memberi petunjuk kepada hatinya," yakni ketika tertimpa musibah. Adapun yang berkaitan dengan keumuman tekstual ayat, Allah سبحانه وتعالى membe-ritahukan bahwa setiap orang yang beriman (maksudnya, dengan keimanan sesuai yang diperintahkan yaitu beriman kepada Allah سبحانه وتعالى, malaikat, kitab, rasul, Hari Akhir, dan takdir, baik dan buruk-nya) dan membuktikan kebenaran imannya dengan menunaikan tuntutan-tuntutan serta kewajiban-kewajiban iman, faktor yang dilakukan oleh seorang hamba seperti ini merupakan faktor ter-besar hidayah Allah سبحانه وتعالى dalam perkataan, perbuatan, dan di segala halnya, dan juga dalam ilmu dan amalnya. Ini adalah balasan ter-baik yang diberikan Allah bagi orang-orang yang beriman. Seba-gaimana yang disebutkan dalam Firman Allah سبحانه وتعالى ketika memberi-tahukan bahwa Dia meneguhkan orang-orang yang beriman dalam kehidupan dunia dan di akhirat. Asal mula keteguhan adalah keteguhan hati, kesabaran, dan keyakinannya ketika tertimpa berbagai musibah. Firman Allah سبحانه وتعالى yang dimaksud adalah,
﴾ يُثَبِّتُ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ بِٱلۡقَوۡلِ ٱلثَّابِتِ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا وَفِي ٱلۡأٓخِرَةِۖ ﴿
"Allah meneguhkan (iman) orang-orang yang beriman dengan ucapan yang teguh itu dalam kehidupan di dunia dan di akhirat." (Ibra-him: 27).
Orang yang beriman adalah orang yang hatinya mendapatkan hidayah dan paling kuat ketika tertimpa berbagai musibah yang merisaukan. Hal itu dikarenakan keimanan yang tertanam pada diri mereka.
(12) Allah سبحانه وتعالى berfirman, ﴾ وَأَطِيعُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُواْ ٱلرَّسُولَۚ ﴿ "Dan taatlah kepada Allah dan taatlah kepada Rasul," maksudnya, dalam menunai-kan perintah dan menjauhi larangan keduanya. Karena menaati perintah Allah سبحانه وتعالى dan RasulNya adalah pusat kebahagiaan dan tanda-tanda keberuntungan. ﴾ فَإِن تَوَلَّيۡتُمۡ ﴿ "Jika kamu berpaling," dari menaati Allah سبحانه وتعالى dan menaati Rasul, ﴾ فَإِنَّمَا عَلَىٰ رَسُولِنَا ٱلۡبَلَٰغُ ٱلۡمُبِينُ ﴿ "maka sesungguhnya kewajiban Rasul Kami hanyalah menyampaikan (amanat Allah) dengan terang." Maksudnya, menyampaikan apa yang diutus-kan untuk kalian secara jelas dan gamblang sehingga hujjah telah tegak untuk kalian. Rasul tidak berkuasa memberikan petunjuk pada kalian dan sama sekali tidak berkuasa menghisab amal kalian. Perhitungan amal kalian atas ketaatan kalian terhadap Allah سبحانه وتعالى dan RasulNya, apakah kalian menunaikan hal itu atau tidak, sepenuh-nya dilakukan oleh Allah Yang Mengetahui yang ghaib dan yang nyata.
(13) ﴾ ٱللَّهُ ﴿ "(Dia-lah) Allah," Yang ﴾ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۚ ﴿ "tidak ada tuhan yang berhak disembah melainkan Dia." Maksudnya, Dia-lah yang berhak disembah dan dituhankan. Semua sesembahan selainNya adalah batil. ﴾ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلۡيَتَوَكَّلِ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ ﴿ "Dan hendaklah orang-orang yang Mukmin bertawakal kepada Allah saja." Maksudnya, hendaklah orang-orang yang beriman bergantung pada Allah سبحانه وتعالى dalam segala hal yang menimpa mereka dan apa pun yang ingin mereka laku-kan, karena tidak ada satu pun hal yang berlaku kecuali atas izin Allah سبحانه وتعالى dan tidak ada cara untuk itu kecuali dengan bergantung pada Allah سبحانه وتعالى. Ketergantungan seseorang terhadap Allah سبحانه وتعالى tidak berlaku secara sempurna hingga ia memperbaiki sangkaannya ter-hadap Rabbnya serta percaya sepenuh hati bahwa Allah-lah yang akan mencukupi urusan yang disandarkan padaNya. Ukuran lemah dan kuatnya tawakal seorang hamba ditentukan oleh kadar keimanannya.
Commentary
مَا أَصَابَ مِن مُّصِيبَةٍ إِلَّا بِإِذْنِ اللَّـهِ ۗ وَمَن يُؤْمِن بِاللَّـهِ يَهْدِ قَلْبَهُ (And no calamity befalls [ one ], but with the leave of Allah. And whoever believes in Allah, He guides his heart…64:11) In other words, it is a reality that not even a particle can move without the Divine will. Without the will of Allah no one can harm or benefit anyone. If a person does not believe in Allah and the Divine destination, he would not have any means of comforting himself when a calamity befalls him. He receives it with despair, and gropes for means of alleviating it. A believer, on the other hand, who reposes his faith in Divine will and destination is guided by Allah, and his heart is filled with peace and tranquility. Allah will guide his heart to certainty that whatever difficulty afflicts him could never have missed him, and whatever adversity has missed him could never have afflicted him. As a result of this belief, he is promised a reward in the Hereafter, which he keeps in view all the time. This strong belief in the promise of a reward in the Hereafter alleviates the worst calamity of this world.
All that occurs to Mankind is by Allah's Permission
Allah informs us as He did in Surat Al-Hadid,
مَآ أَصَابَ مِن مُّصِيبَةٍ فِى الاٌّرْضِ وَلاَ فِى أَنفُسِكُمْ إِلاَّ فِى كِتَـبٍ مِّن قَبْلِ أَن نَّبْرَأَهَآ إِنَّ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ
(No calamity occurs on the earth or in yourselves but it is inscribed in a record before We bring it into existence. Verily, that is easy for Allah.) (57:22) Allah said here,
مَآ أَصَابَ مِن مُّصِيبَةٍ إِلاَّ بِإِذْنِ اللَّهِ
(No calamity occurs, but by the permission of Allah,) Ibn `Abbas said; "By the command of Allah," meaning from His decree and will.
وَمَن يُؤْمِن بِاللَّهِ يَهْدِ قَلْبَهُ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ
(and whosoever believes in Allah, He guides his heart. And Allah is the All-Knower of everything.) meaning, whoever suffered an affliction and he knew that it occurred by Allah's judgement and decree, and he patiently abides, awaiting Allah's reward, then Allah guides his heart, and will compensate him for his loss in this life by granting guidance to his heart and certainty in faith. Allah will replace whatever he lost for Him with the same or what is better. `Ali bin Abi Talhah reported from Ibn `Abbas,
وَمَن يُؤْمِن بِاللَّهِ يَهْدِ قَلْبَهُ
(and whosoever believes in Allah, He guides his heart.) "Allah will guide his heart to certainty. Therefore, he will know that what reached him would not have missed him and what has missed him would not have reached him." There is an agreed upon Hadith that Al-Bukhari and Muslim collected and which states,
«عَجَبًا لِلْمُؤْمِنِ لَا يَقْضِي اللهُ لَهُ قَضَاءً إِلَّا كَانَ خَيْرًا لَهُ، إِنْ أَصَابَتْهُ ضَرَّاءُ صَبَرَ فَكَانَ خَيْرًا لَهُ، وَإِنْ أَصَابَتْهُ سَرَّاءُ شَكَرَ فَكَانَ خَيْرًا لَهُ، وَلَيْسَ ذَلِكَ لِأَحَدٍ إِلَّا لِلْمُؤْمِن»
(Amazing is the believer: There is no decree that Allah writes for him, but is better for him. If an affliction strikes him, he is patient and this is better for him. If a bounty is granted to him, he is thankful and this is better for him. This trait is only for the faithful believer.)
The Order to obey Allah and His Messenger
Allah said,
وَأَطِيعُواْ اللَّهَ وَأَطِيعُواْ الرَّسُولَ
(Obey Allah, and obey the Messenger;) Allah commands obedience to Him and to His Messenger in all that His legislates and in implementing His orders. Allah also forbids one from all that His Messenger forbids and prohibits. Allah the Exalted said,
فَإِن تَولَّيْتُمْ فَإِنَّمَا عَلَى رَسُولِنَا الْبَلَـغُ الْمُبِينُ
(but if you turn away, then the duty of Our Messenger is only to convey clearly.) meaning, `if you refrain from abiding by the faith, then the Messenger's mission is to convey and your mission is to hear and obey. 'Az-Zuhri said, "From Allah comes the Message, its deliverance is up to the Messenger, and the adherence is up to us."
Tawhid
Allah states that He is the One, Whom all creations need and seek, the One other than Whom there is no (true) God.
اللَّهُ لاَ إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ وَعَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
(Allah! La ilaha illa Huwa. And in Allah therefore let the believers put their trust.) So, He first informs about Tawhid and its meaning. The implied meaning is to single Him out for deifica- tion, being purely devoted to Him, and relying upon Him, as He said;
رَّبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ لاَ إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ فَاتَّخِذْهُ وَكِيلاً
(The Lord of the east and the west; La ilaha illa Huwa. So take Him alone as Trustee.) (73:9)
No one is afflicted with any difficulty in himself, his wealth or his children except by Allah’s decree and decision. Those who have faith in Allah and in His decree and decision, Allah guides their hearts to submit to his Command and to be pleased with His decree. Allah knows everything, nothing is hidden from Him.
Non vi è disgrazia che affligga una persona nel proprio animo, nelle proprie ricchezze e nei propri figli se non per decreto di Allāh e per Suo Potere; e chi crede in Allāh, nel Suo decreto e nel Suo Potere, Allāh guida il suo cuore a sottomettersi al Suo ordine e a essere soddisfatto del Suo decreto; Allāh è Onnisciente, nulla Gli è nascosto.
Bir kimsenin canına yahut malına yahut çocuğuna Allah'ın bir hükmü ve kaderi olmadıkça hiçbir musibet isabet etmez. Kim, Allah’a ve O'nun kaza ve kaderine iman ederse; Allah onun kalbini hükmüne karşı rıza ve hoşnutluk ile selamette kılar. Allah, her şeyi hakkıyla bilir. Hiçbir şey O'na gizli kalmaz.
No trouble arrives of its own accord. Every tribulation comes from God, and it afflicts man so that, through it, he should receive guidance. Trouble softens a man’s heart and jolts him out of his moral slumber. Trouble prods and sharpens a man’s mind. If he refrains from negative reaction, then trouble will become the best Divine instruction for him.
Nul malheur n’atteint l’être humain dans sa personne, dans ses biens ou dans sa progéniture, si ce n’est par décret et détermination d’Allah. Quiconque croit en Allah et en Son décret, Allah facilitera à Son cœur de se résigner à ce qu’Il décrète et de s’en satisfaire. Allah connaît le mieux toute chose et rien ne Lui échappe.
Todas las dificultades que afligen al ser humano, ya sea a él mismo, a su riqueza o a sus hijos, acontecen por decreto y decisión de Al-lah. A aquellos que tienen fe en Al-lah y en Su decreto y decisión, Al-lah les guía sus corazones para que se sometan a su destino y se sientan complacidos con Su decreto. Al-lah lo conoce todo, nada está oculto para Él.
Tidak ada suatu musibah pun yang menimpa seseorang pada dirinya, hartanya, atau anaknya melainkan dengan kada dan takdir Allah. Barang siapa beriman kepada Allah, kada-Nya, dan takdir-Nya niscaya Allah akan memberi petunjuk kepada hatinya dengan berserah diri kepada perintah-Nya dan rida dengan takdir-Nya. Allah Mahatahu atas segala sesuatu, tidak ada sesuatu pun yang luput dari-Nya.
Nikog ne zadesi nedaća u njemu samome, imetku ili djeci, a da to nije sa Allahovom odredbom. Onoga ko vjeruje u Allaha i Njegovu odredbu, Allah će uputiti ka tome da prihvati Njegovu odredbu i da bude zadovoljan sa njom. Allah sve zna i ništa Mu nije skriveno.
Walang tumama sa isa man na isang kasawian sa sarili nito o yaman nito ay anak nito malibang ayon sa pagtatadhana ni Allāh. Ang sinumang sumasampalataya kay Allāh at sa pagtatadhana Niya at pagtatakda Niya ay magtutuon Siya sa puso nito sa pamamagitan ng pagsuko sa utos Niya at pagkalugod sa pagtatadhana Niya. Si Allāh sa bawat bagay ay Maalam: walang nakakukubli sa Kanya na anuman.
Taatilah Allah dan taatilah Rasul-Nya. Jika kalian berpaling dari ajaran yang dibawa oleh Rasul-Nya maka dosa berpaling itu menjadi bebanmu karena tugas Rasul Kami tidak lain hanyalah menyampaikan apa yang diperintahkan untuk disampaikan dan dia telah menyampaikan ajaran yang diperintahkan untuk disampaikan.
E obbedite ad Allāh e obbedite al Suo Messaggero. Se siete avversi a ciò che il Suo Messaggero vi ha comunicato, il peccato di tale avversità ricadrà su di voi, e il Nostro Messaggero non deve fare altro che comunicare il Nostro ordine che Gli è stato ordinato di comunicare, e vi ha comunicato ciò che Gli è stato ordinato di comunicare.
Pokoravajte se Allahu i Poslaniku, a ako se okrenete od onoga što vam Poslanik donosi, posljedice grijeha upravo vi ćete snositi. Našem Poslaniku nije obaveza osim da ostavi ono što smo mu naredili, a on vam je to dostavio.
Sigan a Al-lah y sigan al Mensajero. Si se apartan de lo que el Mensajero les trajo, sepan que ese pecado los perjudicará a ustedes. El deber del Mensajero es solamente transmitir lo que le he pedido, y Él ha transmitido lo que se le ordenó.
Các ngươi hãy tuân lệnh Allah và tuân lệnh Thiên Sứ, còn nếu các ngươi quay mặt bỏ đi, không tuân thủ những gì Thiên Sứ của Ngài mang đến thì các ngươi gánh tội cho hành động quay lưng đó. Thiên Sứ của TA chỉ là Người truyền đạt các khẩu vụ theo mệnh lệnh của TA, bởi quả thật nhiệm vụ của Y chỉ là truyền đạt thông tin mà thôi.
Obéissez à Allah et obéissez au Messager. Si vous vous détournez de ce que vous apporte Son Messager, le péché de ce détournement retombera sur vous. Il n’appartient à Notre Messager que de transmettre ce que Nous lui avons ordonné de transmettre. Or il vous a bien transmis ce qui lui a été ordonné de vous transmettre.
Tumalima kayo kay Allāh at tumalima kayo sa Sugo. Kaya kung umayaw kayo sa inihatid sa inyo ng Sugo ninyo, ang kasalanan ng pag-ayaw na iyon ay sa inyo. Walang kailangan sa Sugo Namin kundi ang pagpapaabot ng ipinag-utos Namin sa kanya na ipaabot, at nakapagpaabot nga siya sa inyo ng ipinag-utos sa kanya na ipaabot.
Follow Allah and follow the Messenger. If you turn away from what the Messenger brought to you, then the sin of such turning away is to your detriment. The Messenger’s duty is only to convey what I have instructed him to convey, and He has conveyed what he was instructed to convey.
Allah’a itaat edin, resule de itaat edin. Eğer Allah'ın resulünün getirdiklerinden yüz çevirirseniz; bu yüz çevirmenin günahı sizin üzerinizedir. Elçimizin üzerine düşen ise kendisine emrettiğimizi tebliğ etmekten başka bir şey değildir. O'nun tebliğ etmekle emrolunduğu şey ise size kesinlikle ulaşmıştır.
Allah là Đấng Thờ Phượng đích thực, không có Đấng Thờ Phượng nào xứng đáng được thờ phượng ngoài Ngài. Do đó, chỉ duy nhất nơi Ngài những người có đức tin tin tưởng phó thác tất cả mọi việc của họ.
Allah est le Véritable Dieu digne d’être adoré et nul autre être que Lui n’en est digne. Que les croyants s’en remettent donc à Allah Seul dans toutes leurs affaires.
Allah, kendisinden başka hakkıyla ibadete layık hiçbir ilahın olmadığı tek ilahtır. O halde Müminler, bütün işlerinde yalnızca Allah'a dayanıp güvensinler.
Al-lah es el único Ser que merece adoración. No hay otro ser que merezca adoración además de Él. Que los creyentes depositen su confianza solamente en Al-lah en todos sus asuntos.
Allah adalah satu-satunya tuhan yang berhak disembah, tiada sesembahan lain yang berhak disembah selain-Nya, dan kepada Allah sajalah hendaknya orang-orang yang beriman bersandar di dalam setiap urusan mereka.
Si Allāh ay ang sinasamba ayon sa karapatan; walang sinasamba ayon sa karapatan na iba pa sa Kanya. Kaya kay Allāh lamang sumandal ang mga mananampalataya sa lahat ng mga nauukol sa kanila.
Allah je taj koji jedini zaslužuje da istinski bude obožavan i niko pored Njega se istinski ne obožava. Neka se samo na Allaha vjernici oslone i pouzdaju u svim svojim poslovima.
Allah is the Being deserving of worship. There is no other being deserving of worship besides Him. Let the believers place their reliance in Allah alone in all their affairs.
Allāh è l'Unica divinità ad essere realmente adorata, non vi è divinità che venga realmente adorata all'infuori di Lui. Ad Allāh solo si affidino i credenti in tutte le loro questioni.
¡Ustedes que tienen fe en Al-lah y que actúan conforme a lo que Él les ha ordenado! Entre sus esposas y sus hijos puede haber enemigos suyos, si los distraen del recuerdo de Al-lah y de luchar por Su causa y los desaniman. Por lo tanto, tengan cuidado de que esto les suceda. Si pasan por alto, ignoran y encubren sus faltas, Al-lah perdonará sus pecados y tendrá misericordia de ustedes.
Man has the utmost attachment for his children. He may talk of principles on every other subject, but where his children are concerned, he becomes unprincipled. That is why it is mentioned in a tradition of the Prophet Muhammad that children cause their parents to be timid and miserly. In another tradition it is mentioned that on the Day of Judgement a man will be brought before God, and it will be said of him that his wife and children ate away all his virtues. Man, for the sake of his children, does not spend for the divine cause, though the truth is that if he spends for the sake of God, he will be recompensed by Him many times over.
O voi che credete in Allāh e che vi attenete alla Sua Legge, in verità tra le vostre mogli e i vostri figli vi sono alcuni vostri nemici, poiché vi distraggono dal menzionare Allāh e dalla Lotta per la Sua causa e vi scoraggiano; state in guardia che non vi convincano. Se voi ignorate questi loro gesti, non date loro peso e ve ne dimenticate, in verità Allāh perdonerà i vostri peccati e vi includerà nella Sua Misericordia, e la ricompensa varia in base all'azione compiuta.
Ey Allah'a iman edip, kendilerine gönderdiği din ile amel edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar vardır. Bu, onların sizi Allah'ın zikrinden ve Allah'ın yolunda cihat etmekten alıkoydukları ve geciktirdikleri içindir. Onların size etki etmesinden sakının. Eğer onların hatalarını affeder, kusurlarına bakmaz ve onları bağışlarsanız; şüphesiz Allah da sizin günahlarınızı bağışlar ve size merhamet eder. Çünkü karşılık; işlenen amelin türündendir.
Này hỡi những người tin tưởng Allah và luôn chấp hành theo giáo luật của Ngài! Quả thật, trong số những người vợ và con cái của các ngươi có người là kẻ thù ngăn cản các ngươi trên con đường chính nghĩa của Allah và tuân lệnh Ngài. Do đó các ngươi hãy cảnh giác và đừng nghe theo họ, và nếu họ có vượt quá giới hạn với những hành động tội lỗi và xấu xa thì các ngươi hay bỏ qua cho họ, bởi quả thật Allah sẽ tha thứ tội lỗi cho các ngươi và nhân từ với các ngươi, và phần thưởng sẽ đến từ chính hành động đó.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَّكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ ( O those who believe, among your wives and your children there are some enemies for you, so beware of them…4:14). Tirmidhi, Hakim and others have recorded, with authentic chain of transmitters, on the authority of Sayyidna Ibn ‘Abbas ؓ ، that this verse was revealed regarding those Muslims who embraced Islam in Makkah after the migration of the Holy Prophet ﷺ to Madinah. They intended to migrate to Madinah and join the Holy Prophet ﷺ ، but their wives and children refused to allow them. [ Ruh ] This was the time when it was compulsory for every Muslim to migrate from Makkah. Therefore, the wives and children who stood in way of loyalty and obedience to Divine laws are referred to as their enemies, and it was emphasized that they should beware of them, because none can be greater enemy than one who involves a person in the eternal punishment and everlasting Fire of Hell. ‘Ata’ Ibn Rabah reports that this verse was revealed in connection with ‘Auf Ibn Malik Ashja’ i ؓ . He was in Madinah. Whenever the occasion arose to go to war or jihad and he would intend to participate in the jihad, his wife and children would complain: “ In whose care are you leaving us?” He would be influenced by their complaint and change his mind. [ Ruh and Ibn Kathir ]
These two narratives are not in conflict with each other. Both narratives, in their own right, can be the cause of revelation, because wife and children that stand in the way of obeying Allah’ s laws, whether migration or jihad, they become the enemies of Allah.
وَإِن تَعْفُوا وَتَصْفَحُوا وَتَغْفِرُوا فَإِنَّ اللَّـهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ (And if you forgive and overlook and pardon, then Allah is Most-Forgiving, Very-Merciful…634:14). The Muslims who were warned by the previous verse that their wives and children were their enemies, decided that they would treat their family members harshly. On that occasion, this part of the verse was revealed. The verse purports to say that although your wives and children behaved like enemies and stood in your way to perform your duty towards Allah, do not treat them harshly and mercilessly, but rather treat them politely and leniently. This is better for you because Allah loves forgiving and showing mercy’.
Ruling
Scholars have deduced from the above verse that if the family members to anything in violation of the sacred laws, it is not appropriate to be disappointed with them totally, or to be hostile towards them, or to hate or curse them. [ Ruh ]
14- Ey iman edenler! Şüphesiz eşleriniz ve evlâtlarınız içinde size düşman olanlar vardır. O halde onlara karşı dikkatli olun. Bununla beraber şâyet affeder, kusurlarına aldırmaz ve bağışlarsanız (bilin ki) Allah da çok bağışlayıcıdır, pek merhametlidir.
15- Mallarınız da evlâtlarınız da ancak bir imtihandır. Büyük mükâfat ise yalnız Allah katındadır.
14-15. Bu buyruklarla Yüce Allah, mü’minleri eşlere ve çocuklara aldanmaktan sakındırmaktadır. Çünkü bunların kimisi sizin için düşmandır. Düşman ise senin kötülüğünü isteyen kimsedir. O halde senin görevin bu nitelikte olan kimselere karşı dikkatli olmaktır. Eşleri ve çocukları sevmek, insanın mayasında olan bir özelliktir. O bakımdan Yüce Allah, kullarına öğüt vererek mayalarında bulunan bu sevginin, eş ve çocukların dini bakımdan sakıncalı olan isteklerine boyun eğmeye götürmemesi gerektiğini bildirmekte, kendi emirlerini yerine getirmeye, nezdindeki bulunan pek üstün gayeleri ve çok değerli şeyleri ihtiva eden pek büyük mükâfatı da kapsayan rızasını öncelemelerini ve âhireti geçip giden fani dünyaya tercih etmelerini emretmektedir.
Kula zararlı olan hususlarda eşlere ve çocuklara itaati yasaklayıp bundan sakındırmanın, onlara karşı sert ve kaba davranmayı ve onları cezalandırmayı ihtimal olarak beraberinde getirebileceğinden dolayı Yüce Allah, onlara karşı dikkatli olmayı emretmekle birlikte onları affedip bağışlamayı da emretmektedir. Çünkü böylesi bir tutumda sayılamayacak kadar çok faydalar vardır. Bu sebeple Yüce Allah şöyle buyuruyor:“Bununla beraber şâyet affeder, kusurlarına aldırmaz ve bağışlarsanız (bilin ki) Allah da çok bağışlayıcıdır, pek merhametlidir.” Çünkü amel ne tür olursa ona verilecek olan karşılık da o türdendir. Dolayısıyla affedeni Allah da affeder, bağışlayanı Allah da bağışlar. Allah’a karşı O’nun sevdiği şekilde hareket eden, kullarına karşı da onların sevdikleri ve onlara faydalı olacak şekilde muamele eden bir kimse, hem Allah’ın sevgisine nail olur, hem de kulların sevgisini kazanır ve işi derli toplu olur.
O vi koji vjerujete u Allaha, i radite po Njegovim propisima, doista među svojim suprugama i djecom imate neprijatelja koji vas odvraća od spominjanja Allaha i borbe na Njegovom putu, pa se čuvajte da na vas negativno ne utiču. Ako preko njihovih grešaka pređete i sakrijete ih, onda znajte da će i Allah vaše grijehe oprostiti i smilovati vam se, a nagrada je shodno djelima.
O mga sumampalataya kay Allāh at gumawa ayon sa isinabatas Niya para sa kanila, tunay na mayroon sa mga maybahay ninyo at mga anak ninyo na kaaway para sa inyo dahil sa kanilang pagiging umaabala sa inyo sa pag-alaala kay Allāh at pakikibaka sa landas Niya at bumabalakid sa inyo kaya mag-ingat kayo sa kanila na makaapekto sila sa inyo. Kung magpapalampas kayo sa mga pagkatisod nila, aayaw kayo sa mga ito, at magtatakip kayo sa mga ito sa kanila, tunay na si Allāh ay mapagpatawad sa inyo sa mga pagkakasala ninyo, at maaawa sa inyo. Ang ganti ay kauri ng gawain.
O you who have faith in Allah, and who act on what He has ordained for you, among your wives and your children there is an enemy of yours, because they will distract you from the remembrance of Allah and striving in His path and they will discourage you. So be careful of their having an effect on you. If you overlook, ignore and cover up their mistakes, then Allah will forgive your sins and have mercy on you. The recompense will be of the same kind as the deed.
Warning against the Fitnah of Spouses and Offspring
Allah states that some wives and children are enemies to their husbands and fathers, in that they might be busied with them rather than with performing the good deeds. Allah said in another Ayah,
يأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُواْ لاَ تُلْهِكُمْ أَمْوَلُكُمْ وَلاَ أَوْلَـدُكُمْ عَن ذِكْرِ اللَّهِ وَمَن يَفْعَلْ ذَلِكَ فَأُوْلَـئِكَ هُمُ الْخَـسِرُونَ
(O you who believe! Let not your properties or you children divert you from the remembrance of Allah. And whosoever does that then they are the losers.) (63:9) Allah the Exalted said here,
فَاحْذَرُوهُمْ
(therefore, beware of them!) for your religion, according to Ibn Zayd. Mujahid explained the Ayah ,
إِنَّ مِنْ أَزْوَجِكُمْ وَأَوْلـدِكُمْ عَدُوّاً لَّكُمْ
(Verily, among your wives and your children there are enemies for you;) by saying, "They might direct the man to sever his relation or disobey his Lord. The man, who loves his wives and children, might obey them in this case." Ibn Abi Hatim recorded that Ibn `Abbas said to a man who asked him about this Ayah,
يأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُواْ إِنَّ مِنْ أَزْوَجِكُمْ وَأَوْلـدِكُمْ عَدُوّاً لَّكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ
(O you who believe! Verily, among your wives and your children there are enemies for you; therefore beware of them!) "There were men who embraced Islam in Makkah and wanted to migrate to Allah's Messenger . However, their wives and children refused to allow them. Later when they joined Allah's Messenger ﷺ, they found that those who were with him (the Companions) have gained knowledge in the religion, so they were about to punish their wives and children. Allah the Exalted sent down this Ayah,
وَإِن تَعْفُواْ وَتَصْفَحُواْ وَتَغْفِرُواْ فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
(But if you pardon (them) and overlook, and forgive, then verily, Allah is Oft-Forgiving, Most Merciful.)" At-Tirmidhi collected this Hadith and said that it is Hasan Sahih. Allah's statement,
إِنَّمَآ أَمْوَلُكُمْ وَأَوْلَـدُكُمْ فِتْنَةٌ وَاللَّهُ عِنْدَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ
(Your wealth and your children are only a Fintah, whereas Allah! With Him is a great reward.) Allah said that the wealth and children are a test and trial from Allah the Exalted for His creatures, so that He knows those who obey Him and those who disobey Him. Allah's statement,
وَاللَّهُ عِنْدَهُ
(whereas Allah! With Him) meaning, on the Day of Resurrection,
أَجْرٌ عَظِيمٌ
(is a great reward.) As Allah said;
زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَتِ مِنَ النِّسَآءِ وَالْبَنِينَ وَالْقَنَـطِيرِ الْمُقَنطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالأَنْعَـمِ وَالْحَرْثِ ذَلِكَ مَتَـعُ الْحَيَوةِ الدُّنْيَا وَاللَّهُ عِندَهُ حُسْنُ الْمَأَبِ
(Beautified for men is the love of things they covet; women children, Qanatir Al-Muqantarah of gold and silver, branded beautiful horses, cattle and well-tilled land. This is the pleasure of the present world's life; but Allah has the excellent return with him.) (3:14), and the Ayah after it. Imam Ahmad recorded that Buraydah said, "The Messenger of Allah ﷺ was giving a speech and Al-Hasan and Husayn came in wearing red shirts, walking and tripping. The Messenger descended from the Minbar, held them and placed them in front of them and said,
«صَدَقَ اللهُ وَرَسُولُهُ إِنَّمَا أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌ، نَظَرْتُ إِلَى هَذَيْنِ الصَّبِيَّيْنِ يَمْشِيَانِ وَيَعْثُرَانِ، فَلَمْ أَصْبِرْ حَتْى قَطَعْتُ حَدِيثِي وَرَفَعْتُهُمَا»
(Allah and His Messenger said the truth,`Verily, your wealth and your children are a Fitnah.' I saw these two boys walking and tripping and could not be patient until I stopped my speech and picked them up.)" This was recorded by the Sunan compilers, and At-Tirmidhi said, "Hasan Gharib."
The Order for Taqwa, as much as One is Capable
Allah said,
فَاتَّقُواْ اللَّهَ مَا اسْتَطَعْتُمْ
(So have Taqwa of Allah as much as you can;) meaning, as much as you are able and can bear or endure. The Two Sahihs recorded that Abu Hurayrah said that the Messenger of Allah ﷺ said,
«إِذَا أَمَرْتُكُمْ بِأَمْرٍ فَائْتُوا مِنْهُ مَا اسْتَطَعْتُمْ، وَمَا نَهَيْتُكُمْ عَنْهُ فَاجْتَنِبُوه»
(When I command you to do something, do as much as you can of it, and whatever I forbid for you, then avoid it.) Allah's statement,
وَاسْمَعُواْ وَأَطِيعُواْ
(listen and obey,) means, obey what Allah and His Messenger command you to do and do not stray from it to the right or left. Do not utter a statement or make a decision before Allah and His Messenger issue a statement or decision. Do not ignore what you were ordered to do, nor commit what you were forbidden from doing.
Encouraging Charity
Allah the Exalted said,
وَأَنْفِقُواْ خَيْراً لاًّنفُسِكُمْ
(and spend in charity; that is better for yourselves.) meaning, give from what Allah has granted you to your relatives, the poor, the needy and the weak. Be kind to Allah's creatures, just as Allah was and still is kind with you. This will be better for you in this life and the Hereafter. Otherwise, if you do not do it, it will be worse for you in this life and the Hereafter. Allah said;
وَمَن يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُوْلَـئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
(And whosoever is saved from his own greed, then they are the successful ones.) This was explained with a similar Ayah in Surat Al-Hashr, where we also mentioned the relevant Hadiths. Therefore, we do not need to repeat them here, all praise and gratitude is due to Allah. Allah the Exalted said,
إِن تُقْرِضُواْ اللَّهَ قَرْضاً حَسَناً يُضَـعِفْهُ لَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ
(If you lend to Allah a handsome loan, He will double it for you, and will forgive you.) meaning, whatever you spend, then Allah will replace it, and on Him will be the reward of whatever you give away in charity. Allah considered giving charity as if it is a loan to Him, just as Allah said in a Qudsi Hadith,
«مَنْ يُقْرِضُ غَيْرَ ظَلُومٍ وَلَا عَدِيم»
("Who will give a loan to He Who is neither unjust nor poor") This is why Allah the Exalted said in Surat Al-Baqarah,
فَيُضَاعِفَهُ لَهُ أَضْعَافًا كَثِيرَةً
(So that He may multiply it to him many times) (2:245) Allah said;
وَيَغْفِرْ لَكُمْ
(and will forgive you.) meaning, He will erase your mistakes,
وَاللَّهُ شَكُورٌ
(And Allah is Shakur) meaning, He gives abundantly in return for what was little,
حَلِيمٌ
(Halim) means, He forgives, pardons, covers and absolves the sins, mistakes, errors and shortcomings,
عَـلِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَـدَةِ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
(All-Knower of the unseen and seen, the Almighty, the All-Wise.) Its explanation has already preceded several times. This is the end of the Tafsir of Surat At-Taghabun, all the praise and appreciation is due to Allah.
"Hai orang-orang yang beriman, sesungguhnya di antara istri-istrimu dan anak-anakmu ada yang menjadi musuh bagimu, maka berhati-hatilah kamu terhadap mereka; dan jika kamu me-maafkan dan tidak memarahi serta mengampuni (mereka), maka sesungguhnya Allah Maha Pengampun lagi Maha Penyayang. Se-sungguhnya hartamu dan anak-anakmu hanyalah cobaan (bagimu); dan di sisi Allah-lah pahala yang besar." (At-Taghabun: 14-15).
(14-15) Ini adalah peringatan dari Allah سبحانه وتعالى untuk orang-orang yang beriman agar tidak terpedaya oleh istri dan anak, karena sebagian dari mereka itu adalah musuh. Dan musuh itu (hakikat-nya) adalah orang yang menghendaki kejelekan bagi kalian. Tugas kalian adalah bersikap waspada dari orang yang sifatnya seperti ini. Jiwa diciptakan dengan tabiat mencintai istri dan anak. Karena itu Allah سبحانه وتعالى memberikan nasihat untuk para hambaNya agar mem-batasi rasa cintanya yang tunduk pada kemauan istri dan anak itu, karena di dalamnya terdapat larangan syar'i. Allah سبحانه وتعالى juga mendo-rong para hambaNya agar menunaikan perintah-perintahNya dan agar lebih mengedepankan ridhaNya, karena Allah سبحانه وتعالى memiliki pahala yang besar yang mencakup berbagai cita-cita tinggi dan kecintaan-kecintaan yang mahal. Allah سبحانه وتعالى juga mendorong agar para hamba-hambaNya lebih mengutamakan akhirat daripada dunia yang fana dan akan lenyap ini. Mengingat larangan untuk menuruti kemauan istri dan anak yang bisa membawa dampak buruk dan peringatan dari hal itu mungkin disalahpahami seba-gian orang yang memahami harus bersikap kasar terhadap istri dan anak dan menghukum mereka, Allah سبحانه وتعالى memerintahkan mereka agar waspada serta memaafkan mereka, karena dalam hal ini ter-dapat berbagai maslahat yang tidak terhitung jumlahnya. Allah سبحانه وتعالى berfirman, ﴾ وَإِن تَعۡفُواْ وَتَصۡفَحُواْ وَتَغۡفِرُواْ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٞ رَّحِيمٌ ﴿ "Dan jika kamu memaafkan dan tidak memarahi serta mengampuni (mereka), maka se-sungguhnya Allah Maha Pengampun lagi Maha Penyayang." Karena balasan itu berdasarkan amal. Siapa pun yang memberi maaf, maka dia diberi maaf oleh Allah سبحانه وتعالى. Siapa yang tidak marah, maka Allah سبحانه وتعالى tidak akan memurkainya. Siapa pun yang menunaikan amalan-amalan yang disukai Allah سبحانه وتعالى dan menunaikan amalan-amalan yang disukai oleh sesama serta berguna bagi mereka, maka akan mendapatkan cinta Allah سبحانه وتعالى dan cinta hamba-hambaNya. Dan Allah سبحانه وتعالى akan menata rapi masalah-masalah hidupnya.
Wahai orang-orang yang beriman kepada Allah dan menjalankan syariat-Nya kepada mereka! Sesungguhnya di antara istri-istri dan anak-anak kalian ada yang menjadi musuh bagi kalian karena mereka melalaikan kalian dari zikir kepada Allah dan berjuang di jalan-Nya dan melemahkan tekad kalian. Oleh sebab itu, berhati-hatilah dari pengaruh mereka terhadap kalian. Jika kalian memaafkan kesalahan-kesalahan mereka dan berpaling dari kesalahan mereka dan menutupinya maka sesungguhnya Allah mengampuni dosa-dosa kalian dan merahmati kalian karena balasan itu sesuai dengan jenis perbuatan.
Ô vous qui croyez en Allah et œuvrez selon ce qu’Il vous a prescrit, il existe des ennemis pour vous parmi vos épouses et vos progénitures, parce qu’ils vous distraient d’évoquer Allah, de lutter pour Sa cause et vous démoralisent. Prenez donc garde à ce qu’ils ne vous influencent pas et si vous fermez les yeux sur leurs fautes et ne leur en tenez pas rigueur, sachez qu’Allah vous pardonnera vos péchés et vous fera miséricorde. Sachez également que la rétribution est de même nature que l’œuvre rétribuée.
Doista su vam vaši imeci i djeca iskušenje i kušnja, jer se može desiti da zbog njih posegnete za haram zaradom i napustite pokornost Allahu. Kod Allaha je velika nagrada za onoga ko dadne prednost pokornosti Allahu nad pokornosti djeci i zauzetosti imetkom. Ta velika nagrada je Džennet.
Mallarınız ve evlatlarınız sizin için ancak bir imtihandır ve sizi, haram yoldan kazanmaya ve Allah'a taatte bulunmayı terk etmeye sevk edebilir. Allah'a karşı olan taatini evlatlarına uymaya ve malı ile meşgul olmaya tercih eden kimseye Allah katında büyük bir mükâfat vardır. İşte bu, büyük mükâfat cennettir.
Chẳng qua tài sản và con cái của các ngươi chỉ là một sự thử thách dành cho các ngươi, đôi khi chúng đẩy các ngươi phải kiếm tiền bằng cách Haram (bị cấm) và bất tuân Allah, còn ở nơi Allah sẽ có những phần thưởng vô cùng to lớn đối với ai tuân thủ theo sự chỉ đạo của Ngài và chi tiêu tài sản đúng với những gì Ngài qui định, và phần thưởng vĩ đại đó chính là Thiên Đàng.
Sesungguhnya harta dan anak-anak kalian hanyalah cobaan dan ujian bagi kalian, terkadang mereka membawa kalian kepada mencari harta yang haram dan meninggalkan ketaatan kepada Allah. Hanya di sisi Allah terdapat pahala yang besar bagi orang yang mendahulukan ketaatan kepada-Nya daripada ketaatan kepada anak-anaknya dan kesibukan dengan harta. Pahala yang agung tersebut adalah surga.
Your wealth and your children are a trial and test for you. They may entice you to earn the unlawful and leave out following Allah. Allah has with Him great reward for those who give preference to following Him over following their children and becoming occupied with wealth. This great recompense is Paradise.
Vos biens et vos progénitures ne sont qu’une épreuve et un test pour vous. Il se peut en effet qu’ils vous portent à tirer des revenus illicites et à cesser d’obéir à Allah. Or Allah détient une récompense immense réservée à ceux qui préfèrent Lui obéir plutôt que d’obéir à leurs progénitures et de se préoccuper de leurs biens. Cette immense rétribution est le Paradis.
Sus riquezas y sus hijos son una prueba y una tentación para ustedes. Pueden incitarlos a obtener ganancias ilícitas y dejar de seguir a Al‑lah. Al-lah tiene junto a Él una gran recompensa para aquellos que prefieren obedecerlo a Él en lugar de complacer a sus hijos a expensas de incurrir en lo ilícito y ocupar todo su tiempo en incrementar la riqueza. Esta gran recompensa es el Paraíso.
Wealth and Children are a Trial
إِنَّمَا أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌ (Your riches and your children are but a trial…64:14). The word fitnah means ‘test or trial’. The purport of the verse is to say that Allah tests man by means of his wealth and children as to whether he is so much engrossed in the love of wealth and children as to become heedless of Divine laws and injunctions, or he maintains his love for them within limits and remains heedful of his duties and obligations toward Allah.
The truth of the matter is that the love of wealth and children is a great trial for man. He mostly commits sins for their love, especially when he indulges in earning livelihood through unlawful means. According to a hadith, some people will be brought on the Day of Judgment, and the people will look at him and say اَکَلَ عَیَالُہ حَسَنَاتِہٖ (His family ate up his good deeds.) [ Ruh ]. In another narration, the Holy Prophet ﷺ ، referring to the children, said: مَبخَلَۃٌ مَّجبنَۃٌ (They are the cause of one’ s miserliness and cowardice.) It means that on account of their love, man fails to spend in Allah’ s way, and on account of their love he fails to participate in jihad. Some righteous elders have said, اَلعَیِال سُوسُ الطَّاعَات (Family is the weevil of obedience.” A weevil is small beetle that feeds on grain and seeds and destroys crops. Likewise, a family feeds on man’ s good deeds and destroys them.
In verità, i vostri beni e i vostri figli sono una tentazione e una prova per voi, possono portarvi a guadagni illeciti e ad abbandonare il culto di Allāh, mentre Allāh possiede immensa ricompensa per coloro che preferiscono obbedirGli piuttosto che obbedire ai propri figli e occuparsi dei beni; tale ricompensa è immensa ed è il Paradiso.
Ang mga yaman ninyo at ang mga anak ninyo ay isang pagsubok at isang pagsusulit lamang para sa inyo sapagkat maaaring magdala sila sa inyo sa pagkamit ng ipinagbabawal at pag-iwan sa pagtalima kay Allāh samantalang si Allāh ganang Kanya ay may isang gantimpalang sukdulan para sa sinumang nagtangi sa pagtalim sa Kanya higit sa pagtalima sa mga anak at higit sa pagkaabala sa yaman. Ang ganting sukdulan na ito ay ang paraiso.
Các ngươi hãy kính sợ Allah bằng cách thực hiện những điều Ngài ra lệnh và tránh xa những điều Ngài ngăn cấm theo khả năng của các ngươi trong bất kỳ mọi hoàn cảnh. Các ngươi hãy biết nghe lời và tuân lệnh theo Allah và Thiên Sứ của Ngài, và các ngươi hãy chi dùng tài sản mà Allah đã ban cấp cho các ngươi vào con đường mang lại điều tốt đẹp cho các ngươi. Và người nào giữ bản thân tránh khỏi sự keo kiệt thì đó là những người chiến thắng được mọi điều y muốn và tránh được mọi điều y lo sợ.
So be mindful of Allah by fulfilling His instructions and avoiding His prohibitions as far as you can follow Him. Listen and follow Allah and His messenger. Spend your wealth, which Allah has provided to you, in avenues of good. Those whom Allah has protected from the greed of their souls, they are the ones who will attain what they desire and who will be saved from what they fear.
"Maka bertakwalah kamu kepada Allah menurut kesang-gupanmu dan dengarlah serta taatlah; dan nafkahkanlah nafkah yang baik untuk dirimu. Dan barangsiapa yang dipelihara dari kekikiran dirinya, maka mereka itulah orang-orang yang berun-tung. Jika kamu meminjamkan kepada Allah pinjaman yang baik, niscaya Allah melipatgandakan (pembalasannya) kepadamu dan mengampuni kamu. Dan Allah Maha Pembalas jasa lagi Maha Penyantun. Yang Mengetahui yang ghaib dan yang nyata. Yang Mahaperkasa lagi Mahabijaksana." (At-Taghabun: 16-18).
0(16) Allah سبحانه وتعالى memerintahkan para hambaNya agar bertakwa padaNya, yaitu dengan menunaikan perintah-perintahNya dan menjauhi larangan-laranganNya. Allah سبحانه وتعالى membatasi hal itu dengan kadar kemampuan dan kesanggupan. Ayat ini menunjukkan bahwa kewajiban yang tidak mampu dilakukan oleh seorang hamba menjadi gugur. Jika seorang hamba mampu menunaikan sebagian kewajiban dan tidak mampu menunaikan kewajiban lainnya, maka ia cukup menunaikan kewajiban yang mampu dia lakukan, sedang-kan kewajiban lainnya yang tidak mampu dilakukan menjadi gugur. Sebagaimana yang disabdakan oleh Nabi a,
إِذَا أَمَرْتُكُمْ بِأَمْرٍ، فَأْتُوْا مِنْهُ مَا اسْتَطَعْتُمْ.
"Jika aku memerintahkan kalian dengan suatu perintah, maka tu-naikanlah ia semampu kalian."[121]
Kaidah syariah ini mencakup cabang-cabang masalah yang tidak terhitung jumlahnya. Allah سبحانه وتعالى berfirman, ﴾ وَٱسۡمَعُواْ ﴿ "Dan de-ngarlah," maksudnya, dengarkan nasihat Allah سبحانه وتعالى dan syariat yang diberlakukan pada kalian berupa hukum-hukum. Lakukan dan taatlah padaNya, ﴾ وَأَطِيعُواْ ﴿ "serta taatlah," pada Allah سبحانه وتعالى dan Rasul-Nya pada semua gerak-gerik kalian, ﴾ وَأَنفِقُواْ ﴿ "dan nafkahkanlah," berupa nafkah-nafkah syar'i yang wajib dan yang sunnah, niscaya amal baik kalian itu berguna bagi kalian di dunia dan di akhirat, karena seluruh kebaikan itu terletak pada menunaikan semua perintah Allah سبحانه وتعالى, menerima nasihat-nasihatNya dan tunduk pada syariatNya, dan (sebaliknya) seluruh keburukan itu terletak pada pembangkangan perintah Allah سبحانه وتعالى.
Namun ada bencana yang menahan orang untuk menunaikan nafkah yang diperintahkan, yaitu sifat kikir yang banyak terdapat dalam watak manusia. Sifat ini membuat orang mencintai harta dan amat tidak menyukai untuk dikeluarkan dari tangannya. Untuk itu, siapa pun yang dijaga Allah سبحانه وتعالى ﴾ شُحَّ نَفۡسِهِۦ ﴿ "dari kekikiran dirinya," dengan mengizinkan dirinya untuk memberikan nafkah yang ber-manfaat baginya, ﴾ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُفۡلِحُونَ ﴿ "maka mereka itulah orang-orang yang beruntung." Karena mereka mendapatkan apa yang diingin-kan dan selamat dari yang ditakutkan. Lebih dari itu, sepertinya ini mencakup seluruh yang diperintahkan dan yang dilarang. Jika jiwa seseorang bersifat kikir dan tidak tunduk pada perintah Allah سبحانه وتعالى, serta tidak mau mengeluarkan hartanya, maka ia tidak akan beruntung tapi akan mendapatkan kerugian di dunia dan di akhirat. Dan jika jiwanya lapang dan tenang terhadap syariat Allah سبحانه وتعالى ka-rena ingin mencari keridhaanNya, maka tidak terdapat pengha-lang antara jiwanya dan perintah yang dibebankan Allah سبحانه وتعالى selain pengetahuannya akan perintah tersebut bahwa hal itu mendatang-kan ridha Allah سبحانه وتعالى. Dengan demikian, ia akan mendapatkan kebe-runtungan, keberhasilan, dan benar-benar akan mendapatkan kemenangan.
(17) Selanjutnya Allah سبحانه وتعالى memberi dorongan untuk berinfak seraya berfirman, ﴾ إِن تُقۡرِضُواْ ٱللَّهَ قَرۡضًا حَسَنٗا ﴿ "Jika kamu meminjamkan kepada Allah pinjaman yang baik." Pinjaman yang baik adalah semua nafkah yang berasal dari harta halal yang diberikan oleh seseorang karena mengharap bertemu dengan Allah سبحانه وتعالى dan mengalokasikannya pada tempatnya, ﴾ يُضَٰعِفۡهُ لَكُمۡ ﴿ "niscaya Allah melipatgandakan (pembalasan-nya) kepadamu," pahala nafkah adalah sepuluh kali lipat hingga tujuh ratus kali dan bahkan sampai berlipat-lipat lagi, ﴾ وَ﴿ "dan," di samping dilipatgandakan, Dia ﴾ يَغۡفِرۡ لَكُمۡۚ ﴿ "mengampuni kamu." Maksudnya, Allah سبحانه وتعالى memberi ampunan dosa bagi kalian karena infak dan sedekah. Allah سبحانه وتعالى menghapus kesalahan dan dosa dengan sedekah dan kebaikan-kebaikan. Sesungguhnya kebaikan-kebaikan itu bisa menghapus kesalahan-kesalahan. ﴾ وَٱللَّهُ شَكُورٌ حَلِيمٌ ﴿ "Dan Allah Maha Pembalas jasa lagi Maha Penyantun." Tidak langsung memberi hukuman bagi orang yang durhaka kepadaNya, tapi diberi tang-guhan, namun tidak dilalaikan.
﴾ وَلَوۡ يُؤَاخِذُ ٱللَّهُ ٱلنَّاسَ بِمَا كَسَبُواْ مَا تَرَكَ عَلَىٰ ظَهۡرِهَا مِن دَآبَّةٖ وَلَٰكِن يُؤَخِّرُهُمۡ إِلَىٰٓ أَجَلٖ مُّسَمّٗىۖ ﴿
"Dan kalau sekiranya Allah menyiksa manusia disebabkan (dosa-dosa) usahanya, niscaya Dia tidak akan meninggalkan di atas permukaan bumi suatu pun makhluk yang melata, akan tetapi Allah menangguhkan (penyiksaan) mereka, sampai waktu yang tertentu." (Fathir: 45).
Allah سبحانه وتعالى Maha Membalas kebaikan, menerima amalan kecil hamba-hambaNya namun diberi balasan yang besar. Allah سبحانه وتعالى mem-beri balasan baik bagi hambaNya yang rela menanggung beban berat dan berbagai taklif (beban syariat) yang berat karenaNya. Barangsiapa yang meninggalkan sesuatu karena Allah سبحانه وتعالى, niscaya akan diberi ganti yang lebih baik oleh Allah سبحانه وتعالى.
(18) ﴾ عَٰلِمُ ٱلۡغَيۡبِ وَٱلشَّهَٰدَةِ ﴿ "Yang Mengetahui yang ghaib dan yang nyata." Maksudnya, tidak ada satu pun rahasia manusia yang tidak nampak bagi Allah سبحانه وتعالى. Tidak ada yang mengetahuinya kecuali Allah سبحانه وتعالى dan juga segala makhluk yang mereka saksikan. ﴾ ٱلۡعَزِيزُ ﴿ "Yang Mahaperkasa," yang tidak terkalahkan dan tidak tertahan, Yang Maha Memaksa segala sesuatu, ﴾ ٱلۡحَكِيمُ ﴿ "lagi Mahabijaksana," pada makhluk dan perintahNya, Yang meletakkan segala sesuatu pada tempatnya.
Selesai tafsir Surat at-Taghabun. Segala puji hanya bagi Allah سبحانه وتعالى semata.
فَاتَّقُوا اللَّـهَ مَا اسْتَطَعْتُمْ (So, observe taqwa [ total obedience to Allah in awe of Him ] as far as you can…64:16). When the verse اتَّقُوا اللَّـهَ حَقَّ تُقَاتِهِ (…Observe taqwa as is His due…3:102] was revealed, the blessed Companions felt it very difficult, because it was impossible for anyone to observe taqwa of Allah ‘as is due to Him’. On that occasion, the present verse was revealed which clarified that no imposition is made on man more than he can bear. Taqwa too must be observed as far as it is possible for man to observe. If a person tries to obey Allah’ s due. [ Ruh – condensed ]
Alhamdulillah
The Commentary on
Surah At-Taghabun
Ends here
Temete Allāh, obbedendo ai Suoi ordini e rispettando i Suoi divieti, per quanto vi è possibile, e ascoltate e obbedite ad Allāh e al Suo Messaggero, ed elargite i beni che Allāh vi ha concesso in opere buone. Coloro che Allāh l'Altissimo protegge dall'avarizia saranno i trionfatori, quelli che otterranno ciò che desiderano e che si salveranno da ciò che temono.
Craignez donc Allah, en vous conformant à Ses commandements et en renonçant à Ses interdits, autant que faire se peut. Ecoutez et obéissez à Allah et à Son Messager et dépensez en bonnes œuvres des richesses dont Allah vous a pourvus. Quiconque Allah préserve contre sa propre avidité est du nombre de ceux qui remportent ce qu’ils désirent et échappent à ce qu’ils redoutent.
Bertakwalah kalian kepada Allah dengan menjalankan segala perintah-Nya semampu kalian untuk menuju ketaatan kepada Allah dan menjauhi segala larangan-Nya. Dengarkan dan taatilah Allah dan Rasul-Nya dan belanjakan harta kalian yang telah diberikan oleh Allah kepada kalian pada berbagai jalan kebaikan. Barang siapa dijaga oleh Allah dari kekikiran dirinya maka mereka itulah orang-orang yang menang dengan mendapatkan apa yang mereka cari dan selamat dari apa yang mereka takuti.
Por lo tanto, por temor a Al-lah, obedezcan Sus órdenes y aléjense de Sus prohibiciones, tanto como puedan. Escuchen y sigan a Al-lah y a Su mensajero. Gasten de su riqueza, de la que Al-lah les ha provisto, en hacer el bien. Aquellos a quienes Al-lah ha protegido de la codicia de sus almas, son los que alcanzarán lo que desean y serán librados de lo que temen.
Emirlerine itaat ederek ve yasaklarından kaçınarak Allah'tan korkun. Dinleyin, Allah'a ve Allah'ın resulüne itaat edin. Allah'ın sizi rızıklandırmış olduğu malları hayır yolunda sarf edin. Kim, nefsinin hırsından kendisini koruyacak olursa; işte istediklerini elde edip korktuklarından kurtularak büyük kazancı elde etmiş olanlar onlardır.
Onoliko koliko ste u mogućnosti bojte se Allaha, činjenjem onoga što vam naređuje i ostavljanjem onoga što vam zabranjuje, slušajte i budite pokorni Allahu i Poslaniku Njegovu, a vaše imetke koje vam je Allah dao, dijelite u raznorazne dobrotvorne svrhe. Onaj koga Allah sačuva pohlepe, ostvariće uspjeh kojem je težio i sačuvat će se onoga od čega je strahovao.
16- O halde Allah’a karşı gücünüz yettiği kadar takvalı olun, dinleyin, itaat edin ve kendi yararınıza olmak üzere infâk edin. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
17- Eğer Allah’a güzel bir borç verirseniz O, onun mükafatını size kat kat fazlasıyla verir ve sizi bağışlar. Allah Şekûrdur, Halîmdir.
18- Gizliyi de açığı da bilendir. Azîzdir, Hakîmdir.
16. Yüce Allah, emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından kaçınmak demek olan takvâyı emretmektedir. Bu takvâya da güç yetirebilme kaydını getirmektedir.
Bu âyet-i kerime, kulun âciz olduğu her bir görevin kuldan düşeceğine, birtakım işlere güç yetirebildiği halde bazılarından âcce düşecek olursa güç yetirebileceği kadarını yerine getereceğine, âciz kaldığı hususların da ondan düşeceğine delil teşkil etmektedir. Nitekim Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle buyurmaktadır:“Size bir hususu emredecek olursam, onu gücünüz yettiği kadarı ile yerine getirin.” Bu şer’î kaidenin kapsamına sayılamayacak kadar çok fer’î hüküm girmektedir.
"Dinleyin” Allah’ın size verdiği öğütlere, size teşrî’ etmiş olduğu hükümlere kulak verin. Bunları iyice öğrenin, belleyin, onlara gereği gibi bağlanın. Allah’a ve Rasûlüne de bütün işlerinizde “itaat edin.”
Dünya ve âhirette “kendi yararınıza olmak üzere” farz ve müstehab türünden olan nafakaları vermek sureti ile “infâk edin.” Bu sizin için hayırlıdır. Çünkü hayır, tamamı ile Allah’ın emirlerini yerine getirmek, O’nun öğütlerini kabul etmek, şeriatine tam anlamı ile bağlanmaktır. Şer ise tamamı ile bunlara muhalefet etmektir.
Ancak ortada insanların birçoğunu, emrolunan infâkı yerine getirmekten alıkoyan bir âfet vardır. O da pek çok kişinin mayasında bulunan cimriliktir. Nefis mala düşkündür, cimrilik gösterir. Malın var olmasını arzu eder ve malın elden çıkmasından hiç hoşlanmaz. İşte “kim nefsinin cimriliğinden” faydasına olan infâkı gönül hoşluğu ile yapmak sureti “ile korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” Çünkü bunlar istediklerini elde etmiş ve korktukları şeylerden kurtulmuş kimselerdir.
Bu buyruğun, kula verilen bütün emirleri ve bütün yasakları kapsaması da muhtemeldir. Çünkü kişinin nefsinde cimrilik varsa, verilen emirlere itaat etmez ve yerine getirmesi emrolunduğu nafakaları çıkarıp vermezse asla kurtuluşa eremez. Aksine dünyayı da âhireti de kaybeder.
Ama eğer kişi cömert olursa, Allah’ın şeriatını gönül hoşluğu ve huzur ile kabul ederse, rızasını talep ederse, mükellef kılındığı şeyleri yerine getirmesi için sadece bu mükellefiyetleri bilmesi, bunları öğrenmesi ve onların Allah’ı razı edecek şeyler olduğunu görmesi yeterlidir. Böylelikle o kişi kurtulur, başarıya ulaşır ve istediklerine nâil olur.
17. Daha sonra Yüce Allah, infâkta bulunmayı teşvik ederek şöyle buyurmaktadır:“Eğer Allah’a güzel bir borç verirseniz” bu; helâl kazançtan yapılan her türül infâktır. Kul, eğer bu yaptığı infaklarla Allah’ın rızasını gözetir ve bu harcamaları gereken yerde yapacak olursa Allah “onun mükafatını size kat kat fazlasıyla verir.” Yaptığınız infakı on katından yedi yüz katına ve daha pek çok katına kadar mükâfatlandırır “ve” bu mükâfatlandırma ile birlikte günahlarınızı da bu infâk ve sadakadan ötürü “bağışlar.” Çünkü sadakalar ve yapılan iyilikler, günahlara kefarettir, onları örter:“Çünkü iyilikler kötülükleri giderir.”(Hûd, 11/114)“Allah Şekûrdur, Halimdir.” Kendisine isyan edenlerin cezasını çabucak vermez. Aksine onlara mühlet verir, fakat cezalandırmayı da ihmal etmez:“Eğer Allah kazandıkları sebebi ile insanları cezalandıracak olsa o (yeryüzünün) sırtında dolaşanların hiçbirini bırakmazdı. Fakat O, bunları belirlenmiş bir vakte kadar ertelemektedir.”(Fâtır, 35/45)
Yüce “Allah Şekûrdur” kullarının iyi amellerini az dahi olsa kabul eder ve bu amellerine çok mükafat verir. Ayrıca Yüce Allah, kendi uğrunda zorluklara ve ağır yükümlülüklere katlananlara, çeşitli türden ağır mükellefiyetleri yerine getirmeye çalışanlara mükafat verir. Bu uğurda birtakım şeyleri terk edenlere de onlardan daha hayırlısını verir.
18. “Gizliyi de açığı da bilendir.”Yani kullar için gizli kalan ve kendisinden başka hiçkimsenin bilmediği orduları da onların görüp tanık oldukları varlıkları da O bilir.“Azîzdir.” Hiçbir kimse O’nu yenik düşüremez, kimse O’na karşı koyamaz, her şey O’nun emrinin mahkûmudur.
"Hakîmdir.” Yaratması da emri de yerli yerince olandır, her şeyi hak ettiği yere yerleştirendir.
Teğâbun Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir.
Yüce Allah’a hamdolsun.
***
Kaya mangilag kayong magkasala kay Allāh sa pamamagitan ng pagsunod sa mga ipinag-uutos Niya at pag-iwas sa mga sinasaway Niya sa abot ng makakaya ninyo sa pagtalima sa Kanya sa anuman, makinig kayo, tumalima kayo kay Allāh at sa Sugo Niya, at magkaloob kayo ng mga yaman ninyo na itinustos sa inyo ni Allāh sa paggawa ng mga uri ng kabutihan. Ang sinumang ipinagsanggalang ni Allāh sa sigasig ng sarili niya, ang mga iyon ay ang mga magtatamo ng hinihiling nila at ang mga maliligtas sa pinangingilabutan nila.
Nếu các ngươi cho Allah mượn một cái mượn tốt đẹp bằng việc chi dùng tài sản của các ngươi cho con đường chính đạo của Allah thì Ngài sẽ gia tăng ân phước gấp bội cho những gì các ngươi đã chi dùng, cứ mỗi ân phước được nhân lên từ mười đến bảy trăm lần hoặc nhiều hơn thế, Ngài sẽ tha thứ tội lỗi cho các ngươi, bởi Allah là Đấng luôn ghi công làm ít được hưởng nhiều và luôn chịu đựng không vội trừng phạt kẻ phạm tội.
Jika kalian memberi pinjaman kepada Allah dengan pinjaman yang baik dengan cara membelanjakan harta-harta kalian di jalan-Nya maka pahalanya dilipatgandakan untuk kalian. Allah menjadikan satu kebaikan mendapat balasan sepuluh kali lipat sampai tujuh ratus kali lipat, hingga berlipat banyak dan Dia juga memaafkan dosa-dosa kalian. Allah Maha Pembalas jasa, Dia memberi balasan atas perbuatan yang sedikit dengan pahala yang banyak dan Dia Mahalembut, tidak menyegerakan siksa.
Eğer yolunda mallarınızı harcayarak Allah'a güzel bir borç verirseniz, Allah her iyiliğin karşılığını size on mislinden yediyüz misline ve daha fazlası ile verir. Sizin günahlarınızı bağışlar. Yüce Allah, az amelin karşılığına çokça karşılık veren Şekûr'dur. Halîm'dir, ceza vermekte aceleci değildir.
In verità, se anticipate ad Allāh opere buone, elargendo parte dei vostri beni per la Sua causa, Egli moltiplicherà la vostra ricompensa e ricompenserà una sola opera buona da dieci volte tanto fino a settecento e molto altro, e perdonerà i vostri peccati; Egli è Il Riconoscente, premia la piccola azione con una grande ricompensa, Tenero, non indirizza con la punizione.
Si vous faites à Allah un prêt honnête, consistant à dépenser de vos richesses pour Sa cause, Il multipliera votre rétribution en récompensant une bonne œuvre à hauteur de dix à sept cents fois, voire plus, et vous pardonnera vos péchés. Allah est Très Reconnaissant, dans le sens où Il rétribue généreusement des œuvres modestes, et est Indulgent, dans le sens où Il ne s’empresse pas de punir.
Ako Allahu lijep zajam dadnete, na način da trošite svoje imetke na Njegovom putu, On će vam to nadoknaditi od deset do sedam stotina puta, pa i više, a pored toga, preći će preko vaših grijeha. Allah je zahvalan jer daje veliku nagradu za mala djela i blag je jer ne žuri sa kaznom.
Kung magpapautang kayo kay Allāh ng isang pagpapautang na maganda sa pamamagitan ng pagkakaloob ninyo mula sa mga yaman ninyo sa landas Niya ay magpapaibayo Siya para sa inyo ng pabuya sa pamamagitan ng paggawa sa magandang gawa katumbas ng sampung tulad nito hanggang sa pitong daang ulit hanggang sa maraming ulit, at magpapalampas Siya para sa inyo ng mga pagkakasala ninyo. Si Allāh ay Mapagpasalamat: nagbibigay sa kaunting gawa ng pabuyang marami, Matimpiin: hindi nagmamadali ng kaparusahan.
If you give Allah a good loan, by spending your wealth in His path, He will multiply the reward for you by making each good deed equal to ten of its like, up until seven hundred times or even more, and He will overlook your sins. Allah is Appreciative and gives huge reward for little action, and He is Forbearing and does not rush to punish.
Si hacen a Al-lah un préstamo generoso, al gastar su riqueza en Su causa, Él les multiplicará la recompensa haciendo que cada buena acción sea igual a diez de su tipo, hasta setecientas veces o más, y Él pasará por alto sus pecados. Al-lah es agradecido y da una gran recompensa a cambio de una pequeña acción. Al-lah es tolerante y no se apresura a castigar.
Allah Uzvišeni zna nevidljivi i vidljivi svijet, ništa mu od toga nije skriveno, On je Silni kojeg niko ne može nadvladati i On je Mudri koji mudro stvara, propisuje i određuje.
Si Allāh – kaluwalhatian sa Kanya – ay Nakaaalam sa nakalingid at Nakaaalam sa nakalantad: walang nakakukubli sa Kanya na anuman doon, ang Makapangyarihan na walang nakadadaig sa Kanya na isa man, ang Marunong sa paglikha Niya, batas Niya, at pagtatakda Niya.
Allah (may He be glorified) knows what is in the Ghaib and He knows what is present. Nothing of that is hidden from Him. He is the Mighty, Whom none can overpower, the Wise in His creating, decrees and laws.
Allah -Subhanehu ve Teâlâ-, görülmeyeni de görüleni de bilendir. Bundan hiçbir şey O'na gizli kalmaz. Hiç kimsenin kendisine galip gelemeyeceği Azîz/mutlak galiptir. Yaratmasında, şeriatinde ve takdir etmesinde hikmet sahibidir.
Allah -Subḥānahu- Maha Mengetahui segala yang gaib dan Maha Mengetahui segala yang tampak, tidak ada sesuatu pun dari hal itu yang luput dari-Nya, Dia Mahaperkasa yang tidak ada seorang pun yang mampu mengalahkan-Nya dan Mahabijaksana dalam penciptaan-Nya, syariat-Nya, dan takdir-Nya.
Allah, thật Vinh Quang thay Ngài! Ngài biết hết tất cả mọi điều vô hình, Ngài biết rõ những điều hữu hình, không có bất cứ điều gì có thể che giấu được Ngài, Ngài là Đấng Toàn Năng, không có gì có thể vượt qua quyền năng của Ngài, và Ngài là Đấng sáng suốt và khôn ngoan trong mọi lời nói và hành động.
Al-lah conoce lo oculto y lo manifiesto. Nada se oculta de Él. Él es el poderoso, a Quien nadie puede vencer, el sabio en Su creación, decreto y leyes.
Allāh, gloria Sua, Sapiente dell'Ignoto e Sapiente del Presente, nulla di tutto ciò Gli è nascosto, il Potente, Colui che non può essere vinto da nessuno, il Saggio nel Suo Creato, nella Sua Legge e nel Suo Decreto.
Allah sait ce qui est invisible et ce qui est présent et rien de tout cela ne Lui est inconnu. Il est le Puissant à qui personne ne tient tête, le Sage dans ce qu’Il crée, prescrit et détermine.